Büyük Menderes İnisiyatifi olarak “Büyük Menderes Havzasında Jeotermal Enerji Santrali Gerçeği Çalıştayı”na katıldık

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) Aydın’da düzenlediği “Büyük Menderes Havzasında Jeotermal Enerji Santrali Gerçeği Çalıştayı” 12 Ekim 2019 tarihinde Aydın’da gerçekleştirildi.

Aydın Özel Başak Koleji Salonu’nda düzenlenen çalıştaya Aydın, Denizli, Manisa, İzmir ve Uşak’tan çevre dernek, platform ve inisiyatifleri yoğun katılım gösterdi. Efeler Belediyesi Başkanı Mehmet Fatih Atay, Germencik Belediyesi Başkanı Fuat Öndeş, TMMOB’a bağlı oda temsilcileri ve Kızılcaköylüler çalıştaya aktif destek verdiler.

Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ) olarak JES’lere ilişkin görüşlerimizi ve Denizli yerelinde yaptığımız çalışmaları inisiyatif adına Ahmet Ergun dile getirdi.

Çalıştay sonrası grup olarak Kızılcaköy’e gidilip bir basın açıklaması yapılarak etkinlik sona erdirildi.

Büyük Menderes İnisiyatifi: Mavi gezegen kırmızı alarm veriyor!

Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ) Denizli Bileşeni “Küresel İklim Grevi” haftası etkinlikleri kapsamında basın açıklaması düzenledi

Türkiye’nin G20 ülkeleri arasında Paris İklim Anlaşması’nı imzalamayan tek ülke olduğunu söyleyen Çallıca, “yenilenebilir enerjiye sığınılarak kapitalist sistemin kar mantığı ile kışkırttığı tüketim ekonomisi unutturuluyor. Dahası yenilenebilir enerji ile karını maksimize etme telaşındaki devlet ile işbirliği içindeki şirketlerin, tüm yeraltı ve yer üstü kaynaklarını hoyratça kullanarak ormanları, tarım alanlarını yok ettiğini ve doğayı tahrip ettiğini görüyoruz” dedi.

İklim değişikliği nedeniyle mavi gezegenin alarm verdiği dile getirilen açıklamada iklim krizinin “aşırı sıcaklık, hava kirliliği ve aşırı hava olaylarıyla sağlığı doğrudan; böcek, kene, kemirgenler ile suların ve yiyeceklerin kirlenmesi nedeniyle hastalıkların yayılması yoluyla ise dolaylı olarak etkileyebileceği gibi, açlık ve beslenme sorunlarına yol açarak ve ruh sağlığı sorunlarını artırarak da insanların iyi olma halini olumsuz etkileyebileceği” vurgulandı.

İklim krizi ile ilgili yapılan açıklama Greta Thunberg’in Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmaya yer verilerek devam etti.

Açıklamanın son kısmında iklim krizi ile küresel kapitalizm arasındaki nedenselliğe dikkat çekilerek iklim adaleti için sistemin değişmesi gerektiği şu sözlerle vurgulandı: ‘Büyük Menderes İnisiyatifi olarak biz de Greta’nın çığlığına katılıyoruz, “İklim değil sistem değişmeli” diyoruz’.

Basın açıklamasının tamamı şöyle:

Mavi gezegen kırmızı alarm veriyor

Artan sera gazı salınımı ile dünya ısınmaya devam ediyor. Yüzbinlerce yılda oluşan buzullar, son elli yılda hızla eriyor. BM İklim Eylem Zirvesi’nde küresel ısınmayı 2030 yılında en azından 1,5 santigrad derece sınırında tutmak için yeni taahhütlerde bulunuyor. Önlem alınmaz ise 2100 yılında 6 santigrad derecelik artışın dünyayı alt üst edeceği bilim insanları tarafından dile getiriliyor.

Tüm bunlara rağmen Paris iklim anlaşmasını hala imzalamayan ülkeler var. Türkiye, G20 ülkelerinden anlaşmayı imzalamayan tek ülke. Üstelik devletlerin çoğu Paris Anlaşması’nın yükümlülüklerine uymuyor. Greta Thunberg’in de içinde olduğu çevre eylemcisi gençlerin BM’ne şikayet ettiği beş ülke arasında Türkiye’de yer alıyor.

Küresel ısınmada kapitalist şirketlerin kar arzusu belirleyici. Başta fosil yakıtlar olmak üzere enerji tüketimi her geçen gün artıyor. Sera gazı salınımına ciddi katkı sağlayan endüstriyel hayvancılık ve kırmızı et tüketimi her geçen gün artıyor. Plansız, çarpık kentleşme ve ulaşım politikaları devam ediyor. Madenler ve enerji yatırımları için ormanlar, tarım alanları, tarihi ve kültürel varlıklarımız yok ediliyor. Yaşam alanları betonlaştırılıyor. Kapitalist tüketim toplumu ile insanlık hem kendini hem de yerküreyi yok ediyor.

Dünya liderleri hamasi nutuklar ile büyük gerçekliği görmeyen açıklamalar yapıyorlar. Yenilenebilir enerjiye sığınılarak kapitalist sistemin kar mantığı ile kışkırttığı tüketim ekonomisi unutturuluyor. Dahası yenilenebilir enerji ile karını maksimize etme telaşındaki devlet ile işbirliği içindeki şirketlerin tüm yeraltı ve yer üstü kaynakları hoyratça kullanarak ormanları, tarım alanlarını yok ettiğini ve doğayı tahrip ettiğini görüyoruz.

Mavi gezegen kırmızı alarm veriyor.

Birleşmiş Milletler’deki panele katılan bilim insanlar uyarıyor: Küresel ısınma nedeniyle, Antarktika’daki buzul kaybı 2007 – 2016 arasında, önceki on yıla kıyasla üç kat, Grönland’da iki kat arttı. 2100 yılına kadar Avrupa’nın ortasındaki, Kuzey Asya’daki ve Güney Amerika’daki Ant Dağları’ndaki buzulların yüzde 80’i yok olacak. Yeni IPCC raporuna göre, en kötü senaryoda, 2100 yılına kadar küresel anlamda deniz seviyeleri 1.1 metre yükselebilir. Bu durum alçak sahil bölgelerinde yaşayan 700 milyon insan üzerinde birçok anlamda etkisi olacaktır. Kötü emisyon senaryosunda, Şanghay, New York, İstanbul gibi büyük şehirler etkilenecek.

İklim krizi sağlığımızı da etkileyecek: İklim krizi aşırı sıcaklık, hava kirliliği ve aşırı hava olaylarıyla sağlığı doğrudan; böcek, kene, kemirgenler ile suların ve yiyeceklerin kirlenmesi nedeniyle hastalıkların yayılması yoluyla ise dolaylı olarak etkileyebileceği gibi, açlık ve beslenme sorunlarına yol açarak ve ruh sağlığı sorunlarını artırarak da insanların iyi olma halini olumsuz etkileyebilecek.

İklim krizi doğa felaketlerinin daha sık ve daha büyük yaşanmasına yol açacak. Kasırgalar, sel felaketleri, sıcak hava dalgaları…

Mavi gezegen kırmızı alarm veriyor.

İklimi değil, sistemi değiştir

Tüm yaşananları Birleşmiş Milletler İklim Eylem Zirvesi’nde Greta Thunberg Dünya liderlerine “Bütün bunlar yanlış. Ben burada dikiliyor olmamalıydım. Okyanusun öteki tarafındaki okuluma dönmüş olmalıydım. Boş sözlerinizle benim hayallerimi ve çocukluğumu çaldınız. Ama buna rağmen şanslılardanım. İnsanlar acı çekiyor. İnsanlar ölüyor. Bütün ekosistem çöküyor. Kitlesel bir yok oluşun başlangıcındayız. Ve bütün konuştuğunuz para ve ekonomik büyüme masalları.  Nasıl cüret edersiniz!” diyerek haykırıyor.

İklim krizi ile birlikte eşzamanlı dünyada doğa severler, yaşam alanı savunucuları boş durmamış, mücadeleye devam etmişlerdir. İklim krizine karşı, iklim adaleti sesleri yükseltilmiştir. İklim adaleti eylemcileri küresel kapitalizmin iklim değişikliği üzerindeki etkisini vurgulamak üzere “İklim değil sistem değişmeli” söylemini gündemleştirmiştir.

Büyük Menderes İnisiyatifi olarak biz de Greta’nın çığlığına katılıyoruz, “İklim değil sistem değişmeli” diyoruz.

BÜYÜK MENDERES İNİSİYATİFİ

TMMOB-DENİZLİ ÇEVRE KOMİSYONU

DENİZLİ BAROSU ÇEVRE KOMİSYONU

Kaynak: ÖZGÜR DENİZLİ

Büyük Menderes İnisiyatifi Doğa Yürüyüşü Etkinliği

Büyük Menderes İnisiyatifi’nde biraraya gelen yaşam savunucuları ve doğa gönüllüleri etkinliklerine devam ediyor. Büyük Menderes Nehri’nin kirliliğine odaklanan inisiyatif değişik etkinliklerle Denizli’de duyarlığı artırmaya çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta ‘Menderes Yok Olmasın’ fotoğraf sergisi ile sesini duyuran inisiyatif bu hafta sonu da dayanışma kahvaltısı ve doğa yürüyüşü ile doğa gönüllülerini bir araya getirdi. Etkinliğe katılım yoğun oldu.

Kahvaltı sonrası henüz kirliliğin çok az olduğu Sarıçay’a ve ardından kirliliğin yoğunlaştığı, 4.sınıf kirlilik olduğu raporlarda dile getirilen Çürüksu’ya gezinti yapıldı. Çürüksu Çayı’nın gerek görüntü gerekse kokusu katılımcıları şoke etti. Kirliliğin artması ile birlikte kurbağa ve canlılık belirtisi seslerin de duyulmaz olması çarpıcı idi. Suyun kirliliğinin yanısıra dere yataklarına boşaltılan hafriyat atıklarının da kirlilikle birlikte dere yatağının küçülmesine yol açtığı gözlendi.

Etkinlik sırasında yapılan forumda Büyük Menderes Nehri kirliliğinin kaynakları, tarıma ve insan sağlığına etkilerine dikkat çekildi.

Kirlilik kaynakları olarak; sanayi atıkları, arıtılmadan suya verilen sanayi atıkları (özellikle boya), arıtım tesisinin kapasite yetersizliği, yerleşim yeri kanalizasyonlarının doğrudan verilmesi ve tarım ilaçları öne çıkıyor.

Kamusal görev olan sanayi atıklarının ve kanalizasyon atıklarının bertaraf edilmesinin yerine getirilmemesinden duyulan rahatsızlık sıklıkla dile getirildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, belediyeler, DSİ gibi kamu kurumlarının kirliliği izlemesi ve önlemlerin alınması konusunda yetersizlikleri vurgulandı. Denetim yetersizliği ve cezai yaptırımların da caydırıcı olmaması nedeniyle sanayicilerin pervasız davrandığı belirtildi.

Büyük Menderes ıslahı ile ilgili eylem planı için adım atılmaması ya da göstermelik işlerin yapılması da önemli bir sorun olarak dile getirildi.

İnisiyatif olarak, ilgili konularda Belediye ve Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü başta olmak üzere kamu kurumları ile görüşmeler yapma ve toplumsal baskıyı artırmaya yönelik çalışmalara hız vereceklerine dikkat çekildi.

Büyük Menderes İnisiyatifi gelecek hafta da yapacağı konser ile farkındalık çalışmalarına devam edecek.

Büyük Menderes İnisiyatifi “Fotoğraflarla Büyük Menderes” Fotoğraf Sergisi

Büyük Menderes İnisiyatifi olarak “Fotoğraflarla Büyük Menderes” adlı sergi düzenliyoruz. Serginin teması olarak “Büyük Menderes Yok Olmasın”ı belirledik. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan nehrin geçmişini, bugününü, bu yüzyılda insanlık için ne ifade ettiğini ve hayatınızda nasıl yer ettiğini yeniden hatırlatmayı amaçlıyoruz. Büyük Menderes Nehri’nin kirliliği ile neleri kaybettiğimizi ve daha neleri kaybedeceğimizi birlikte düşünelim istiyoruz. Yaşam savunucuları, doğa gönüllüleri olarak tüm yöre halkını Büyük Menderes Nehri’ne sahip çıkmaya davet ediyoruz: “Büyük Menderes Yok Olmasın’’

Temaya uygun olarak tüm amatör ya da profesyonel fotoğraf sanatçılarının fotoğraflarını bekliyoruz. Başvuruları buyukmenderesinisiyatifi@gmail.com adresine 20 Nisan 2019 tarihine kadar kabul edeceğiz.

Sergimiz Turan Bahadır Sanat Galerisi ve Müzesi’nde 26 Nisan’da açılacak ve bir hafta Denizlilerle buluşacak.

Büyük Menderes İnisiyatifi

“Fotoğraflarla Büyük Menderes” fotoğraf sergimizin katılım şartları şöyle:

  1. Tema:

“Büyük Menderes Yok Olmasın”

2. Amaç:

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan nehrin geçmişini, bugününü, bu yüzyılda insanlık için ne ifade ettiğini ve hayatınızda nasıl yer ettiğini sergilemek istediğimiz “Büyük Menderes Nehri”ni konu alan bir farkındalık çalışmasıdır.

3. Katılım Şartları:

a) Sergiye amatör ya da profesyonel tüm fotoğraf sanatçıları katılabilir.

b) Sergiye katılacak dijital fotoğraflar JPG/JPEG formatında, 10-12 sıkıştırma kalitesinde, kısa kenarı en az 2400 piksel olarak kaydedilmelidir.

c) Sergi başvurusu için fotoğraflar buyukmenderesinisiyatifi@gmail.com adresine gönderilecektir.

d) Sanatçılar sergiye birden fazla fotoğraf ile başvurabilirler. Sergilenmek üzere gönderilen fotoğraf sayısının 60’tan fazla olması durumunda hangi fotoğrafların sergileneceğine “Büyük Menderes İnisiyatifi Denizli Bileşeni” üyelerinden oluşan kurul karar verecektir.

e) Gönderilen fotoğrafların “Nerede çekildiği” ve sanatçının “Adı ve Soyadı” elektronik postada belirtilmelidir.

f) Sergiye son başvuru tarihi 20 Nisan 2019’dur.

g) Fotoğraflar, açılış tarihinden itibaren altı gün boyunca sergilenecektir.

4. Başvuru için Gerekenler:

Büyük Menderes’in doğası, kirliliği, sağladıkları, yaşam ortakları vb. ile ilgili beğendiğiniz ve sergilemek istediğiniz fotoğrafı/fotoğrafları açıklamasıyla göndermeniz yeterlidir. Katılım ücretsizdir.

5. İletişim Adresi:

buyukmenderesinisiyatifi@gmail.com

6. Sergi Salonu:

Turan Bahadır Sanat Galerisi ve Müzesi

Denizli Büyükşehir Belediye Binası altı Delikliçınar/DENİZLİ

Açılış: 26 Nisan 2019

Saat: 18.00

BÜYÜK MENDERES İNİSİYATİFİ EKOLOJİK YEREL YÖNETİM RAPORU – 2019

Büyük Menderes İnisiyatifi Denizli Bileşeni için ‘Ekolojik Yerel Yönetim’ anlayışımızı sizlerle paylaşıyoruz.

Küresel ısınmanın yol açtığı iklim değişikliği ile insan eliyle yaşanmaz kılınan gezegenimiz büyük tehdit yaşamaya devam ediyor. Hegemon güçler bu sorunu aşmanın yolunu yaşam olan başka gezegenler aramaya odaklamış durumda. Oysa gezegene sahip çıkma, yeni gezegen aramaktan çok daha kolay olduğu bilinen bir gerçek. Verilmek istenen mesaj gezegeni yaşanmaz kılanların suçlarını örtmeye çalışması ve işlemeye devam etme iradesi.

Doğa katliamları ne yazık ki ülkemizin her bir köşesinde yaşanıyor. Ülkenin coğrafi, tarihi ve kültürel varlıkları bir avuç sermaye grubunun günlük kar devşirmesine feda ediliyor. Yaşam savunucuları, doğaseverler, çevre gönüllüleri olan bizler doğaya sahip çıkmanın en önemli halkasının yereller olduğunu biliyoruz. Ekolojik bilincin oluştuğu toplum ve bireylerin örgütlenmesi ile bu katliamların gerileteceğine inanıyoruz. Havasına, suyuna, toprağına, yaşam alanlarına, tarihi ve kültürel varlıklarına sahip çıkan örgütlü toplum ve birey ekolojik tehdidin önünde ciddi kalkan olacaktır. Bu amaçla bir araya gelen Büyük Menderes İnisiyatifi Denizli Bileşeni olarak öncelikli hedefimiz yaşayan-yaşanabilir bir Menderes Havzası olmakla birlikte, Denizli başta olmak üzere Ege’nin ekolojik sorunlarına karşı da mücadelemizi sürdürmek. Bugün burada sizlerle kısa süre içinde belirleyebildiğimiz Denizli’nin öne çıkan ekolojik sorunlarını, yerel yönetimlerin ekoloji perspektifinin ne olması gerektiği ve acil taleplerimizi paylaşacağız. Denizli’de yaşayan her yaşam savunucusu, doğasever, çevre gönüllülerinin sorun ve talepler listesini daha da genişleteceğini biliyoruz.

Öncelikle “nasıl bir Denizli’de yaşıyoruz ve hangi ekolojik sorunları yaşıyoruz?”dan başlayacağız.

DOĞA KATLİAMLARI İLE ÖNE ÇIKAN DENİZLİ

En önemli sorun doğayı korumayı ve geliştirmeyi esas olarak kabul etmeyen yerel yönetim anlayışıdır. Bunun yerine yapay çevrecilik ve neredeyse tüm kentin yıkılıp, yeniden yapılmasını önüne koyan kentsel dönüşüm politikalarının belirlediği “rant belediyeciliği” anlayışıdır. Kentin en önemli sorunu bitmeyen alt-yapı projeleri olmuştur. Denizli şantiye alanına dönmüş, projeler bir bütünlük sağlamamış, her yeni alt yapı projesi ile yeni yapılan yollar yeniden kazılmış, yapılar yıkılmıştır. Alt yapı projelerindeki plansızlık halkı bezdirmiştir.

Bu yerel yönetim anlayışı ile kent bitirilme noktasına getirilmiştir. Yeşili bitirilmiş, doğası tahrip edilmiş, yapay bir doğa ve betonlaşan bir Denizli yaratılmıştır. Yaygın kent suçları işlenmiştir (şehir tiyatroları kapatılmış, ormanlar yok edilmiş, tarihi ağaçlar kesilmiş, tarihi binalar yıkılmış vb.). Kentin tarihi ve kültürü yok edilmiş, belleği silinmiştir. Denizli’nin suyuna, havasına ve toprağına sahip çıkılmamış, kirletilmiştir. Doğa tamamen istismar edilmiş, dağlar delinmiş, ormanlar yok edilmiştir. Yapay bir çevrecilik anlayışı ile kalıcı olmayan rekreasyon alanlarına halk mahkum edilmiştir. Yıkıma karşı direnen toplum kesimlerine, meslek örgütlerine, demokratik kitle örgütlerine, derneklere, bilim insanlarına, ekoloji-çevre örgütlerine itibar edilmemiş, çarpık kentleşen bir Denizli yaratılmıştır.

Yerelde yaşanan ekolojik sorunların güncel olanlarının, öne çıkanlarının listesini çıkartmaya çalıştık. Bunları sizlerle paylaşacağız:

  1. MENDERES NEHRİ VE HAVZASININ YOK EDİLMESİ

Hazırlanan birçok rapor (kamu, özel, STK, üniversite), kongre-sempozyum kitapları vb. bilimsel yayınlarda ortak sorunun B. Menderes Nehri’nin kirlendiği, dolayısıyla nehrin beslediği topraklarda yetişen gıdaların kirlendiği ve tarım yapılamaz hale gelindiği açıkça yazılıyor. Çok söze gerek yok. Kirleticiler arasında ilk sırayı sanayi atıkları ve kentsel atıklar (kanalizasyon) almaktadır. Dinar Suçıkan’dan temiz gelen B. Menderes Nehri kolları ne yazık ki Ulubey-Dokuzsele, Çal Akkent ve Çürüksu kısımlarında dördüncü derece kirliliğe ulaşmakta, tarımda kullanılamaz hale gelmektedir. Her yöre insanından geçmişte bu nehrin suyunun içildiği, yüzüldüğü, balık tutulduğu öykülerini dinleyebiliriz.

Çevre Durumu Raporu (2018)’nda B. Menderes Kirliliği ile ilgili şu bilgilere yer verilmiştir: “Endüstriyel kirliliğe sebep olan sektörlerden tekstil ve deri sanayi Denizli ve Uşak’ta yoğunlaşmıştır. Bu illerden geçen Büyük Menderes Nehri ilimiz sınırlarına, 3. ve 4. sınıf (çok kirli su-tarımsal sulamada kullanılamaz) su kalitesinde girmektedir. Denizli ilinde birçok endüstri tesisinin arıtması mevcut olmasına rağmen bu atıksu arıtma tesislerinin asgari sulama suyu deşarj kriterlerini sağlayacak şekilde yenilenmelerine ihtiyaç bulunmaktadır. Havzada yer alan illerde faaliyet gösteren diğer küçük sanayi tesislerinin arıtma tesisleri ya bulunmamakta ya da bulunanlar verimli olarak çalıştırılmamaktadır. Aydın ili için su kirliliğine sebep olan en önemli sektör zeytinyağı işleme tesisleridir. Tesislerin çok sayıda ve dağınık vaziyette olmaları çözümü zorlaştırmaktadır. Organize sanayi bölgelerindeki arıtma tesislerinin yetersizliği de söz konusudur. Havza boyunca mevcut yerleşim yerlerinin çoğunda atıksu arıtma tesisi mevcut olmaması sorunu vardır. Jeotermal sularda yüksek oranda bulunan bor elementi, Büyük Menderes Nehri’nde kirlilik yaratan önemli kaynaklardan birisini oluşturmaktadır.” Çürüksu vadisi diye de bilinen tarihi adı Lycus vadisi olan bölge, Çökelez Dağı eteklerinden Çömleksaz (Pınarkent) ve eski bir yerleşim yeri olan Honaz’daki Colossae’ya, oradan Sarayköy ve Buldan’a kadar uzanan bereketli, doğa harikası bölge… Çüruksu, taşıdığı alüvyonlu topraklar nedeniyle yaban hayatın gelişimine beşiklik etmiştir.  Çürüksu vadisinde kirlilik nedeniyle ciddi ekolojik tahribata yol açılmış, doğal hayat yok edilmiş, yaban hayat bitirilmiş, tarım arazileri niteliğini kaybetmiş, rekolte azaltılmıştır. Bölgedeki bitki örtüsü, sazlıklar ve bataklıklar ve kuruyan bir göl bizlere bunu açıkça gösteriyor. Turnalar, ördekler, kazlar, sığırcık sürüleri temiz suyu arar hale gelmiştir. Kuşlar rotalarını değiştirmiş, Çökelez’in arka tepesinden Büyük Menderes, Çivril ve Acıgöl hattına kaymıştır. Tertemiz sulardaki birçok balık çeşidi ne yazık ki artık yok. Kirliliğe direniyor hala kuşlar, TRAKOR (Çürüksu Kuş Gözlem Ekibiyle/TKGT) vadide 258 kuş türünün yaşadığını saptamış durumda. Gün;Çürüksu’ya, yaban hayatına, kuşlara, balıklara, tarım ve hayvancılığa sahip çıkma günüdür! Çürüksu’nun dayanacak mecali kalmadı… Yerel yönetimler sorunlara el atmamada ısrarcı olurlarsa kent suçuna, doğa suçuna ortak olmaya devam edecektir. (http://d20haber.com/ozgun-icerik/goc-yolundaki-denizli/denizlide-kirlilige-direnen-kaynak-curuksu/ )

Menderes Nehri’nin kirletildiği herkes tarafından biliniyor, tüm resmi raporlarda yer almasına karşın hala dikkate değer adımların atılmamış olması, kent suçu işlendiğinin kanıtı olsa gerek. Çürüksu nehrinin ne kapasitesi ne de su oranı bu kirliliği taşıyacak düzeyde. Endüstriyel atık arıtım tesisleri ve kentsel atık arıtım tesisleri oldukça yetersizdir. Mevcut olanlarda çalıştırılmamaktadır. Dahası kaçak taş atıkları dediğimiz mermer, traverten yığınlarının Menderes Nehri’nin kıyısına boca edilmesiyle nehir yatağı daraltılıyor. Honaz Göz’den, Sarıçay’dan gelen temiz su neden sanayi sonrası kirleniyor? Soruyoruz temiz çıkan denetim raporlarını hazırlayan kurumlara; bu nehirde neden canlılar, mikro canlılar yaşamıyor, neden balıklar ölüyor? Neden Çürüksu kokuyor, renkli akıyor? Dahası kamu kurumlarının yaptıkları denetime yönelik tahlillerde su neden temiz çıkıyor? Neden köylüler artık hayvancılık yapamıyor, nehre dokunan/içen hayvanlar düşük yapıyor, hastalanıyor ve ölüyor? Denetimler usulüne uygun yapılıyor mu? Çevre ve Şehircilik, Orman ve Su, Çevre Kurulu, Belediye vb. kamu kurumları ne yapıyor? Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü neden bu işe el atmıyor? Sağlık Müdürlüğü’ne soruyoruz, bunlar sağlımıza tehdit değil mi? Daha üst bir makama da sormadan geçmeyelim, sağlığımızı korumadan sorumlu, yukarıda adlarını zikrettiğimiz İl Hıfzıssıhha Kurulu, İlçe Hıfzıssıhha Kurulları bu kirliliği gündem yapıyor mu, önlemler alıyor mu, önlemlerin etkisini değerlendiriyor mu? Buradan şunu da belirtmeden geçemeyeceğiz, balık çiftlikleri ve tarım ilaçları, Çürüksu’ya katılmadan önce Sarıçay’ı kirletiyor, diğerleri ile kıyaslandığında daha masum görünse de önlem almayı zorunlu kılıyor. (https://www.denizlihaber.com/ozgun/olmeye-yatan-nehir/curuksu-kimin-umurunda/)

Menderes Kirliliği’ne katkı sağlayan önemli konulardan birisi de tarımda kötü sulama politikaları ve köylü ve küçük üreticiyi destekleyen koruyucu sulama sistemlerinin desteklenmemesidir. Aynı şeyin tarım ilaçları için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Kamu kurumlarının köylüyü suçlayarak bu işin içinden çıkılamayacağı, tarım ilaçları ve gübre kullanımına yönelik küçük üretici ve köylüyü destekleyen programların yaşama geçirilmemesi aslolandır.

Menderes Nehri ile ilgili ciddi iki tehdit; Burdur Gölü’ne su takviyesi ve Dinar Termik Santrali’dir. Cumhurbaşkanı’nın Burdur mitinginde yaptığı “Büyük Menderes Nehri kaynaklarından su vereceğiz, böylece ülkemizin bir tabiat harikası olan Burdur Gölü’ndeki su çekilmesini telafi edeceğiz” açıklaması, 548 km’lik Büyük Menderes Nehri yakınındaki yerleşim yerlerinde yaşayan on binlerce köylü ve çiftçi için büyük tehdit potansiyeli taşımaktadır. Bilim insanları ‘Bir yerdeki suyu başka bir yere hele Burdur gibi bir yere taşımak bu kez Menderes’e ve bölgede yapılan tarıma da sekte vuracaktır. Eğer suyu kaynağından almayı düşünüyorlarsa bu çok daha kötü bir durum.” diye dile getirmektedir. Dile getirilen bu projenin Burdur Gölü’nün kurtarılmasına da katkısı olmayacağı da bilim insanlarınca dile getirilmektedir: “Bugün Burdur Gölü’nün bu hale gelmesinin temel nedeni etrafında çok sayıda gölet ve barajların yapılmasıdır. Baraj ve göletlere karşı değiliz ama neyi nereye niçin yapacağımıza karar verirken bunu doğal yapıyı gözeterek yapmalıyız. Gölün çevresinde on binlerce kaçak ya da yasal ama denetlenmeyen kuyular var. Bu şekilde Burdur Gölü’nün suyunu hem yüzeyden hem de kaynağından yani damardan çekmiş oluyorsunuz. Yine Burdur Gölü’nün bu hale gelmesinin nedenlerinden birisi de çevresinde çok sayıda taş ve mermer ocakları açılmasıdır. Bu nedenle sorunu kaynağında yani Burdur’da halletmeniz gerekiyor. Milyonlarca yıl önce oluşmuş bir gölü serumla iyileştiremezsiniz. Menderes’in suyu zaten yöre halkına yetmiyor. Bir nehrin doğal akışı varken bunu başka bir yere saptırmak hem nehre hem de Burdur Gölü’nün biyolojik çeşitliliğine de zarar verecektir.” Diğer tehdit olan Dinar Termik santraline aşağıda yer vereceğiz.

Güncel bir kirlilik nedeni de Jeotermal Enerji Santralleri (JES)’dir. Temiz enerji diye lanse edilen, ancak her geçen gün zararı kamuoyunda paylaşılan JES’ler Menderes Havzası için en büyük tehdittir. Bu kirlilik kaynağı için ayrı bir başlık açacağız.

Menderes Nehri kirliliği ile birlikte Kurudere ve Dalaman çayındaki kirlilik de mutlaka not edilmelidir. Sanayi ve evsel atıklar bu çayları da kirletmiştir.  Burdur’un Gölhisar İlçesi’nin güneyindeki Yeşilgöl Dağları’ndan doğup, Acıpayam Ovası’nı geçerek Dalaman’da Akdeniz’e dökülen 229 kilometre uzunluğundaki Dalaman Çayı’nın doğduğu bölgelerde rafting yapılırken, Acıpayam Ovası’nın olduğu bölgede kirlilik önlenemez hale gelmiştir. Sık sık fabrika, kanalizasyon atıklarının ve tarım kimyasalları ile Dalaman çayı yaşayamaz hale gelmiş, kirliliğin her geçen gün artması balık ölümlerine yol açmıştır. Yörede arıtım tesisleri (Serinhisar, Acıpayam, Kelekçi, Gireniz vadisi belde ve köyleri, Çamköy, Dedebağ vb.) ya kurulmamış ya da yetersiz çalıştırılmıştır. Yetkililer sorulan tüm sorulara kulakları tıkamış ya da “-mış gibi” önlemler almış, geçiştirmiştir.

(http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/565179/Dalaman_Cayi_ndaki_kirlilik_halki_isyan_ettirdi.html), (https://www.denizlihaber.com/ozgun/dalaman-cayi/denizli-haber-dalaman-cayi-nasil-kirleniyor/),https://dalamangazetesi.com/dalaman-cayi-s-o-s-veriyor.html) (http://www.denizlimanset.com/cevre/pau-once-dalamandaki-kirliligi-arastirsin/494), (https://www.denizlipost.com/kanyonda-kanalizasyona-bogazdere-eskikoy-kanyonu.html)

Seçim arifesinde Denizli’ye plaj projesi de kafaları karıştırmış durumda. Hızlı alınmış, ne idüğü belirsiz bir proje. Doğa ve toplum yararı nedir? Yer olarak neresi düşünülüyor? Gökpınar Barajı su kaynağında yapılması ciddi tehdit… Menderes Nehri derken, tarımsal üretimle geçimini sağlayan köylülerin, küçük üreticilerin Menderes Nehri’nden su kullanım hakkından da bahsetmeliyiz. Nehrin hemen yanı başında yaşayan ve binlerce yıldır Menderes Nehri ile ürünlerini sulayan köylüler suyun kullanımının ücretlendirilmesi ile büyük tehdit yaşamaktadırlar. Sulama Birlikleri’nin kötü yönetimleri bahane edilerek suyun yönetimi, çıkartılan bir KHK maddesi ile DSİ ve Belediye’nin Kırsal Sulama Daire Başkanlığı’na devredilmiştir. Sözde kamu olan bu yönetim Menderes Nehri komşularının kadim haklarından olan su kullanım hakkını gasp etmiş, büyük meblağlarda su faturaları göndermeye başlamıştır. Tartışılamaz haklardan olan nehre komşu köylülerin su kullanımı özelleştirilmenin arifesindedir. Su kullanımı, yeniden demokratik bir şekilde çalışacak Sulama Birlikleri’ne devredilmeli ve Menderes Nehri’ni koruyan su kullanımı ve kirliliğin önlenmesi çalışmaları yerel yönetimlerin de desteği ile toplumsallaştırılmalıdır.

2. ARITIM TESİSLERİ

Ne yazık ki atıkların bertarafı konusunda Denizli’de ciddi sorunlar yaşanıyor.

2014 yılında Denizli Büyükşehir Belediyesi 65 arıtma tesisi yapmayı hedeflemişti. Bugün sadece 34 arıtma var. 2019 yılında hedef 8 arıtma, bütçede ise 4 arıtma var.

Kamu kurumlarının bütçesinden arıtım tesislerine yeterli kaynak ayrılmıyor. 2014-2019 yılları arasında DESKİ bütçesi toplam 2,155 milyon TL olmasına karşın arıtmaya ayrılan pay toplamda 45,6 milyon olabilmiştir, toplam bütçenin çok azı sadece %2.2’si arıtmaya ayrılmıştır.2014-2018 yıları arasında çevre için ayrılan bütçenin dağılımı şu şekilde: Park-Bahçe 352 milyon TL, Çevre-Koruma 181 milyon TL, Arıtma ise çok az, 34,5 milyon TL olmuştur. Yapay çevrecilik, çevre hafriyatı, molozların öne çıktığı bir ‘Lale Devri’ yaşanıyor.

2019 yılı için de durum çok farklı değil: Büyükşehir-Çevre Koruma 32 milyon TL, Park ve Bahçeler 99 milyon TL, kanalizasyon 19 milyon TL, arıtma tesisleri 11 milyon TL. Toplamda Büyükşehir bütçesinden çevreye 855 milyon TL, DESKİ’den 440 milyon TL olmak üzere 1,295 milyon TL. Arıtmanın payı ise sadece 11 milyon TL.

Orta vadeli programda 2018 yılı için 3,73 milyon TL, 2019 için 3,92 milyon TL, 2020 için 5,40 milyon TL arıtma için hedeflenmiş durumda. Arıtma hala öncelik değil anlaşılan…

Büyükşehir Belediyesi ve DESKİ’ye soruyoruz, Menderes Nehrini kirleten arıtma tesisleri için kaynak ayırma, park-bahçeler adına her yıl neden çarçur ediliyor? Çocuklarımızın geleceği neden yok sayılıyor?

3. JEOTERMAL ENERJİ SANTRALLERİ

Türkiye’nin ilk JES’i kamu tarafından Kızıldere’de kurulmuştur. Aydın/Buharkent ve Denizli/Sarayköy sınırlarında yer alan JES yıllarca yerin binlerce derinliklerinden çektiği akışkanları, re-enjekte etmeden (yeniden geldiği yere göndermeden) Menderes Nehri’ne boca etmiştir. Nehrin debisine bel bağlanmış, tonlarca akışkan, suları ve suların kullandığı toprakları kirletmiştir.

Aynı gelenek özele devredildikten sonra da devam etmiştir. Yöre halkı bu dejarşın tanıklarıdır. Akışkan içinde yer alan başta Bor olmak üzere ağır metaller (Arsenik, Lityum, Kadmiyum vb.) önemli kirleticiler olarak tarıma ve insan sağlığına tehdit oluşturmuştur. Toprağın tuzluluğu artmış, phalkalileşmiştir. Bir cm’si 150 yılda oluşan bereketli topraklar kısa süre içinde yok edilmeye başlanmıştır. Zeytin ve incir ağaçları kurumuş, üzüm bağları zarar görmüştür. Tarım rekoltesi düşmüş, yörede başta kanser olmak üzere birçok kronik hastalığın artmasına yol açmıştır.

Ne yazık ki JES’lerin tarım ve insan sağlığına zararları göz ardı edilerek, “modern teknoloji ile bu mümkün değil” aldatmacası ile onlarca JES başta Sarayköy olmak üzere Buldan ve komşu illerde (Aydın, Manisa) kurulmuş, izinleri alınmıştır. Sarayköy’ün ‘Sera ve Turizm bölgesi’ olmasından vazgeçilmiş, ‘enerji bölgesi’ olmasına karar verilmiştir. Köylü-küçük üretici yerine sermaye tercih edilmiştir. Kamu arazileri, JES için enerji sektörünün aktörlerine devredilmiştir. Yol boyu JES’lerin isale hatlarının her geçen gün arttığını, bu artışın yöre halkının sağlığı ve geçimi için büyük tehdit oluşturduğunu tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz. JES’lerin kurulması hukuk açısından mümkün değildir. Yetkilileri bir kez daha buradan uyarıyoruz. JES’lerin zararlı atıkları (Bor, ağır metaller, H2S vb.) sağlımıza tehdittir. Başta kanser olmak üzere, birçok kronik hastalığa yol açacaktır. Anne karnındaki çocuklarımıza zararlıdır. Bebeklerimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkinlerimizin erken ölümüne yol açacaktır. Tüm bu nedenlerle bu durum anayasanın 17. ve 56. Maddelerinde yer alan yaşam hakkı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına tehdittir. Mevzuatta yer alan birçok kanun, yönetmelik ve genelgeyi engel olarak sıralayabiliriz. Toprak Koruma Kanunu (5403) kapsamında birinci sınıf tarım arazisi olan ovamıza, bu tür tehlikeli tesislerin kurulması yasal değildir. Büyük Ova Koruma Kanunu diye bilinen ‘Bazı ovaların büyük ova koruma alanı olarak belirlenmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 21/11/2016 tarihli ve 12636 sayılı yazısı üzerine, 3/7/2005 tarihli ve 5413 sayılı kanunun 14.maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 12/12/2016 tarihinde kararlaştırılan ovalar arasında Menderes Ovası’na da yer verilmiştir. Yine (9 Aralık 2017 tarih, 30265 sayılı) Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmelik de büyük ovaların korunmasını emreder. 3573 sayılı Zeytinciliğin İslahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması hakkındaki kanun, kısa adı ile Zeytin ağacını koruma kanununa göre de 3km mesafede endüstriyel tesislerin kurulması yasaklanmıştır. Sulak alanların korunması yönetmeliği (04/04/2014; 28962 sayılı resmi gazete) nedeniyle de Menderes Nehrini kirletecek endüstriyel tesis kurulamaz. Aydın ili örneğinde gördüğümüz gibi tarım alanları zarar görmüş, zeytin ve incir ağaçları kurumuş, köylüler geçinemez hale gelmiştir. Topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Dahası sağlıklarını yitirmiştir.

4. KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALLERİ

Kömürlü termik santrallerinin zararları Dünya Sağlık Örgütü’nün çok sayıda raporunda dile getirilmesine, gelişmiş ülkelerde yeni tesis kurulmasının yasaklanmasına, dahası var olan kömürlü termik santrallerinin de üretimine son verilmesine rağmen ülkemizde yeni üretim izinleri alınmaktadır. Denizli de Kömürlü Termik Santrali tehdidi altındadır. İki tanesini sizlerle paylaşacağız: (Afyon) Dinar ve (Denizli/Tavas) Avdan Termik Santralleri.

Dinar Termik santrali yol açacağı hava kirliliği ile birlikte Menderes Nehri ve bölgenin su kaynakları için önemli tehdittir. Bu santrallerin su kullanımının çok fazla olduğu bilinen gerçektir. Her geçen gün debisi azalan Menderes Nehri’nin ana kaynağı olan Suçıkan mevkiine çok yakın yerde kurulacak santral ile Menderes Nehrinin yok oluşa sürükleneceğini kamuoyu ile paylaşıyoruz. Kömürlü termik santrallerinin zararlarını Avdan örneği ile sizlerle paylaşacağız. Avdan TES yapılması planlanan bölge, Denizli’nin en verimli sulu-susuz tarım, hayvancılık yapılan arazilerini barındırmaktadır. Bu tesis ile oluşacak uçucu küllerin asit yağmurlarına dönüşmesi sonucu insan, hayvan ve bitki yaşamı tümüyle olumsuz etkilenecektir. Yapılması planlanan tesis zeytin ağaçları için tehlikelidir. 3573 sayılı zeytin ağacı koruma kanunu ile zeytin ağaçları koruma altına alınmıştır. Bu tesisin kurulması kanuna aykırıdır. 30 yıldır yatırım yapılan ormanlık alanlar zarar görecek, kamunun yatırımlarının tümü heba edilecek. Dahası ormansızlaştırmanın etkisi başta Tavas ve Kale olmak üzere Denizli, Aydın ve Muğla bölgesini de olumsuz etkileyecektir. Bölgenin önemli geçim kaynağı olan tütün, badem, ceviz tesisin atıklarından zarar görecek, köylüler geçim araçlarını kaybedecektir. Tavas ovası küllerden etkilenecektir. Tavas ovasında sulu tarım yapılan topraklar çoraklaşacak, her geçen gün rekoltesi düşecektir. Başta Denizli olmak üzere yakın bölgeleri besleyen ovada yetişen ürünler nedeniyle kirliliğin etkisi (gıda kirliliği)yayılacaktır. Termik santral, ovada bulunan gölet, sulama tesisleri, bakım yolları, yeraltı sulama suyu ve tesisleri gibi tüm su kaynaklarının bozulmasına sebep olacaktır. Bu bölgede bulunan Tarımsal SİT ve Tarihsel SİT alanları büyük zarar görecektir. Tesise komşu çok sayıda su kaynağı vardır, Yenidere barajı gibi. Bu su kaynakları kirlenecektir. Santralde kullanacakları soğutma suyu, atık su nedeniyle su kaynakları ve suya bağlı tüm yaşam olumsuz etkilenecektir. Denizli’de kurulması planlanan kömürlü termik santralin yaratacağı hava, toprak, su ve gıda kirliliği nedeniyle bölgede önemli halk sağlığı sorunları meydana gelecektir. Başta kanser (özellikle akciğer kanseri) olmak üzere, kalp-damar hastalıkları (hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, inmeler vb.), solunum sistemi hastalıkları (Kronik Obstrüktif Akciğer hastalığı, akut solunum yolu enfeksiyonları vb.) olmak üzere birçok hastalık için zemin hazırlamakta, dahası mevcut hastalıkların daha ağır geçmesine yol açacaktır. Anne karnındaki çocuklarımıza zarar verecektir. Bebeklerimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkinlerimizin erken ölümlerine yol açacaktır. Santral; Denizli ve çevre köylerdeki doğal güzelliğin bozulmasına, turizm faaliyetlerindeki canlılığın azalmasına, konutların ve arazilerin değerinin düşmesine, işsizlik ve göçlerin artmasına, dolayısıyla ekonomik yapıda bozulmalara sebep olacaktır. Ülke için 40 yıllık kısa ömrü olan bu tesislerden elde edilen yararın, yol açacağı zararlara göre çok daha az olacağı bilinmektedir. Dahası Yatağan Termik Santrali örneği bölge için yaşanacaklar konusunda önemli bilgi sağlamaktadır. Yatağan’a komşu köylerin 5’inin tamamen boşaltıldığı, buna 48 köyün aşama aşama ekleneceği; köylerde tarım yapılamaz hale geldiği; bölgede sağlık sorunlarının çok arttığı, ‘kanser köyleri’ diye adlandırıldığı, erken ölümlerin gerçekleştiği vb. herkesin bildiği, yerinde gördüğü gerçekler haline gelmiştir.

5. HAVA KİRLİLİĞİ

Gerek Türkiye geneli gerekse Türkiye’nin Avrupa bölgesi, hava kirliliği düzeyi en yüksek bölgeler arasında yer almaktadır. Ayrıca ülkemizde tüm illerde yalnızca iki kirletici olan Partikül Madde (PM10) ve Kükürt Dioksit(SO2) ölçülmektedir. Ülkemizde sadece 2 kirletici ölçülüyor. Havayı kirleten 200 üzerinde etmen vardır. En tehlikeli kirleticileri olan, AB mevzuatınca ölçülmesi zorunlu hale getirilen PM 2.5, Azot oksitler, Ozon, CO, Kurşun vb. hala istasyonlarımızda ölçülmemektedir, PM 2.5 için yönetmeliğimize göre henüz bir sınır değer dahi belirlenmemiştir.

Çevre Durum Raporu 2018’de hava kirliliği ile ilgili 2016 rakamları yer alıyor. Denizli’de 1. öncelikli çevre sorunu hava kirliliği olarak gösterilmektedir. Kış sezonu ortalama (2015 Ekim- 2016 Mart arası 6 aylık ortalama) PM10 değerlerinin hava kalitesi indeksine göre sınıflandırılması sonuçlarına göre “3-hassas” sınıfında olan 15 il arasında Denizli (Bayramyeri) istasyonu da yer almaktadır. En kirli iller arasında da 7. sıradayız. Ocak ayı ve yaz ayı ortalama PM10 değerlerine göre en yüksek indeks değerleri sıralamasında da üst sıralarda yer alıyoruz. Türk Toraks Derneği tarafından açıklanan 2017 verilerinde de Denizli bir üst basamağa yükselmiş, 5. olduğunu öğreniyoruz. Yine kötü bir sonuç;yıl içerisinde en fazla sayıda kirlilik limitinin aşıldığı yerler arasında ne yazık ki Denizli 5.sırada…Sonuçları artırmak mümkün. Çevre Durum Raporu’nda (2018) kirlilikle ilgili açıklamalarda ayrıca şu bilgiler de yer alıyor: “Evsel ısınma amaçlı kalitesiz yakıt kullanımının yaygın olması, sanayide kullanılan yakıtlar, yakılması uygun olmayan maddelerin izinsiz yakılması, bu konuda halkın alım gücünün yersizliği ve bilinçsiz olması, maden faaliyetleri sırasında oluşan toz kirliliği, trafikten kaynaklı oluşan emisyonlar (egzoz) hava kirliliğine neden olmaktadır. Bunu önlemek için, personel eksikliği nedeniyle yeterli denetim yapılamamaktadır.”

Üzücü bir durumda yerel yöneticilerin hava kirliliğini inkâr edici, gerçeği görmezden gelen yaklaşımlarıdır. Sadece iki istasyonda hava kirliliğinin izlenmesi bile çok ciddi bir ihmaldir. Kirliliği tüm boyutları ile izlememe, nedenlerini saptamama, önlemler için meslek örgütleri ve akademi ile halkın da katılımına olanak veren çalışmalar yapmama, üstüne üstlük sorun önüne gelince ya anlık sorun deyip geçiştir ya da geçmiş ile kıyaslayarak işin içinden sıyrılma yaklaşımı kamu adına görev yapan yerel yönetici tutumu olamaz, bunu da mutlaka not etmeliyiz. 

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THH) açıklamalarına göre Türkiye’de hava kirliliği her yıl 32 bin erken ölüm vakasına sebep oluyor. THH üyelerinden Türk Toraks Derneği tarafından yapılan güncel analize göre ise, Artvin dışında kalan tüm illerin havası Dünya Sağlık Örgütü referans değerleri bakımından kirli. Hava kirliliği, Dünya Sağlık Örgütü tarafından hem kanserojen hem de dördüncü en önemli sağlık tehdidi olarak tanımlanıyor. Platform yaptığı açıklamada ülke çapında evlerde ısınma amaçlı yılda 11,4 milyon ton kömür yakıldığına, termik santrallerle bu oranın çok yükseleceğine dikkat çekiyor. Örnek olarak beş kömürlü termik santralin çalışacağı Çanakkale’de termik santraller yılda toplam 10 milyon ton kömür yakacağını vurguluyor. Hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları olarak özellikle felç, kalp krizi, kalp yetmezliği gibi öldürücü hastalıklara yol açmanın yanı sıra gebelik sırasında maruz kalınma ile çocukların akciğer gelişiminde bozukluğa ve alerjik astım hastalıkları, erişkinlerde KOAH ve astım atakları gibi birçok kronik hastalık sıralanıyor.

Denizli hava kirliliğinde sanayi atıkları ve yoksul halka dağıtılan düşük kaliteli kömür yanında bireysel ulaşımın daha yaygın kullanılması gibi kamunun, yerel yönetimlerin ele alacağı sorunlar yer alıyor. Her kent sakininin ısınma sorununa toplumsal (kamusal) değil bireysel yaklaşılan bir Denizli yerel yönetimine sahibiz. Sadece düşük vasıflı kömür yakan yoksullar değil, ne tür yakıt yakarsa yaksın ısınmanın bireysel olanaklarla gerçekleştirilmesi, sera emisyonlarında ciddi rol oynuyor. Neden Denizli yerel yönetimleri kente uygun şekilde dağıtılacak birkaç noktadan ısınma sorununu çözmüyor? sorusunu mutlaka sormalıyız. Benzer soru ulaşım için de geçerlidir. Yapılan her köprü, kavşak ile bireysel kullanılan araç sayısı daha da artmakta, ulaşım için çok daha fazla araç kullanılır hale gelmektedir. Yıllardır seçim dönemlerinde dile getirilen toplu ulaşımı artıracak yatırımlar (Raylı sistem, Tramvay, Metrobüs vb.) bir türlü gerçekleşmiyor.

6. KENTSEL DÖNÜŞÜM (KENTSEL YIKIM)

Denizli kenti yıllardır yıkılıp, yeniden inşa edilirken hala barınma, altyapı, ulaşım, enerji, sağlık, eğitim, kültür gibi temel belediyecilik hizmetlerinde sorunlar yaşamaktadır. Deprem, sel, heyelan ve yangın gibi afetlere de hazırlıklı değildir. Kentsel dönüşüm adıyla sunulan yapılaşmalar mekânsal ve çevresel bağlamda, plansız, çarpık niteliksiz yapılaşmalardır. Denizli yerel yönetimleri kentsel dönüşüm programlarını bölge bazında değil parsel bazında gerçekleştiriyor. Bu durum bütünlüklü bir yapılaşmayı engelliyor. Yeşil alanlar, parklar, otopark vb. hiçbir şey düşünülmeden parsel bazında izinler ile çarpık kentleşme devam ediyor. Ada bazında yapılan tek kentsel dönüşüm programı ise muhafazakâr gerekçelerle Tabakhane’de gerçekleştirilen, alkollü sosyal mekânları kentin dışına taşıyan, yoğun baskıyı da içeren yapılaşmadır.

Kentsel dönüşümün arkasında doğa ve toplum yararı değil piyasa güçlerinin kent politikaları vardır. “Kentsel dönüşüm” adına yürütülen programlar, mahallesinde yaşayanlardan bağımsız gerçekleştiriliyor. Temel ihtiyaçlardan çok lüks konut alanları, alışveriş merkezleri inşa ediliyor. Doğal çevre korunmuyor, Denizli yapay çevreye mahkûm ediliyor, halkın vergilerinden oluşan yerel bütçe her yıl yeniden dikilen çiçeklere harcanıyor. Alt yapı çalışmaları nedeniyle halk toza mahkûm edilmiş, çekilen sefaletin yanında başta solunum sistemi rahatsızlıkları olmak üzere, ishal salgınları, kalp-damar hastalıklarını, psikolojik rahatsızlıklar vb. artmıştır. İl Özel İdaresi gibi büyük ve eski binaların yıkımlarında önlem alınmamış, halka asbest solutulmuş, kansere davetiye çıkartılmıştır. Denizli’nin belleğini oluşturan, toplumsallaşma ve ortak kullanım alanları korunmamıştır. Kent eşitlikçi bir kent olmaktan uzaktır. Gecekondular, yoksul semtler varlığını büyüyerek sürdürmüştür. Buralarda temel barınma, alt yapı, ısınma vb. sorunlar yerine öncelik rekreasyona verilmiştir. Bu yaklaşım zengin ve yoksul, etnik, hemşericilik vb. ayrışmaları beslemiş, toplumsal kutuplaşmayı ve kentsel gerilimi de arttırmıştır.

1950’li yıllardan itibaren ülkemizde 14 tane imar affı çıkartılmış, her seferinde bunun bir çözüm olacağı ve halkımızın mağdur edilmeyeceği söylenerek usulüne uygun yapılmayan, doğaya ve bilime karşı kent kimliği ile uyuşmayan birçok yapı devlet tarafından affedilmiş ve bu aflar hep bir seçim propagandası olarak kullanılmıştır.İmar Barışı adı ile topluma sunulan imar affı gelecek için büyük sorunların habercisidir. Çarpık kentleşmenin sürekliği anlamına gelen bu uygulamayla bütüncül planlama yok sayılmış, kaçak yapılaşma teşvik edilmiş, deprem tehdidi yok sayılmıştır. Birinci derecece deprem bölgesi olan Denizli’de, deprem riski nedeniyle güçlendirilmesi gereken birçok bina sadece sahibinin beyanı ile imar affı kapsamına girmiş, toplumun güvenliği yok sayılmıştır. Büyük Menderes İnisiyatifi Denizli Bileşeni olarak imar affı adıyla kentlerimize ve doğamıza karşı yapılan bu ihanetleri bir kent suçu, doğa suçu olarak görüyoruz.

1950’li yıllardan itibaren ülkemizde 14 tane imar affı çıktı. Her seferinde bunun bir çözüm olacağı ve halkımızın mağdur edilmeyeceği söylenerek usulüne uygun yapılmayan, doğaya ve bilime karşı kent kimliği ile uyuşmayan birçok yapı devlet tarafından affedildi ve bu aflar hep bir seçim propagandası olarak kullanıldı. Kentlerimize ve doğamıza karşı yapılan bu ihanetler tamamı ile bir suç unsurudur. Suç unsurunun olduğu yerde bu unsur kılıfına uyduruluyor veya karşılığında ceza yerine kabul görüyorsa bu işlem de aftır. Yani “barış” gibi bir kelimeyi kent suçlarıyla kirletmek yerine bu suçlara karşı “af” demeyi doğru buluyoruz. İmar affı, şu an ülkenin bulunduğu ekonomik kriz içerisinden ülkeyi biraz olsun çıkarmak için yapılmış bir tebliğ; ancak maalesef görüyoruz ki uygulamalarda yaşanan sorunlar, teknik olarak da bu tebliğin aslında yetersiz kaldığını gösteriyor.

Sadece arazi rantına endekslenmiş kentsel dönüşüm anlayışı çarpık kentleşmeyi daha da büyütecek, alt yapı ihtiyaçlarını daha da yetersiz hale getirecek ve yeni devasa sorunlara da davetiye çıkaracaktır.

7. YAPAY ÇEVRECİLİK-REKREASYON ALANLARI

Doğayı koruma ve geliştirmeyi ikincilleştiren, yapay çevreciliğin ön planda olduğu projelere her geçen gün yenisi eklenmektedir. Doğa, yerel kalkınma ve turizm gerekçeleriyle yandaş şirketlere peşkeş çekilmektedir. Doğanın korunması, doğaya en az zarar verilmesi ilkelerini göz ardı eden, nerede, nasıl ve kimlerle planlandığı ve kararlaştırıldığı belli olmayan popülist birçok proje ile Denizli’nin en değerli doğal alanları yok edilmektedir. Elde edilen kent içindeki kafeterya, restoran vb. doğal ortamlara taşınması, bunu yaparken de doğal ortamın yok edilmesidir. Doğanın esas alındığı projelerde üretilebilirdi, gözü dönmüş sermaye çevrelerinin değil yaşam alanı savunucularının, doğaseverlerin, çevre gönüllülerinin fikri alınsaydı, demokratik bir planlama yapılsaydı. Yöre halkı bunun farkına çok geçmeden varacaktır. Çok sayıda bu projelerden birkaçı ile ilgili bilgi paylaşacağız.

İnşaatında 3 Afgan mültecinin öldüğü “Pamukkale Seyir Tepesi Rekreasyon Alanı” projesi bunlardan biridir. Makiler, çam ağaçları ve arazinin tamamında yeşil dokunun hakim olduğu bölge çevre düzenlemesi ve tesis yapımı ile yeşil dokuya müdahale edilmiş, yok edilmiştir. Bölgedeki flora, fauna ve korunması gerekli lokal endemik türler ve bunların nakli ile ilgili planlamalar yapılmamıştır. Özellikle yapay şelale alanının neredeyse dibinden geçen 35 m’lik çevre yolu, projenin tamamının kentten soyutlanmasına neden olacaktır. Projenin en alt kotunda yer alan etaptaki mevcut taş ocağı yarması, püskürtme beton ile yapay şelaleye dönüştürülmüştür. Bu yapay şelale mevcut dokuya zarar vermeden yapılmak istense de, yetişmiş ağaçlar, taş ocağının faaliyetleri ve şelale önündeki mekânların inşası nedeniyle tamamen yok edilmiştir. Doğaya saygı duyulmamış, yüzlerce dönüm orman ve tarım arazisi işgal edilmiştir.

Zeytin Yaylası kaynak suyunun olduğu yerden kapalı sistem ile Çamlık mesireliği yanındaki Denizli Orman Bölge Müdürlüğü bahçesinin sulamasında kullanılmak üzere alınması projesi de ciddi doğa tahribatına yol açan projeler arasında yer alıyor. Çok farklı yerlerden çok sayıda su kaynağı bulma olanağı olmasına karşın Orman Bölge Müdürlüğü yangın havuzu, şehitler çeşmesi ve bahçe sulaması için Zeytin Yaylası suyunu kullanmak istiyor. Oysaki Orman Bölge Müdürlüğü’nün asli görevi doğal yaşamı korumak olsa gerek. Doğayı korumak bir yana SİT alanı olarak bilinen bu alan için DSİ’den ve Kültürel Varlıkları Koruma Kurulu’ndan da izin alınarak Zeytin Yaylası birlikte yok ediliyor. Zeytin Yaylası birçok bitki türlerine, Denizli milli parkları bünyesinde barınan geyik, dağ keçisi, tilki ve daha yeni keşfedilen Likyalı güzel yılanı gibi birçok hayvana ev sahipliği yapıyor. Bir sürü hayvan dağlarda yaşıyor ve su ihtiyaçları için en önemli kaynak Zeytin Yaylası suyu. Göz dikilen bu. Çok sayıda doğasever, çevre gönüllüsü dernek ve muhtar ‘Zeytin Yaylası suyuna dokunma’ diyerek tepkisini göstermesine karşın yetkililer tarafından gerekli önlemler alındığı, alınacak suyun çok az olduğu bildirilmekle yetinildi.Zeytin Yaylası’nın hemen hemen tek kaynak suyu çeşitli bahanelerle ‘yok edildi.’ Bu tür büyük projelerde doğanın kendini yenileme şansının olmaması da yok sayılıyor. Teleferik projesi de bunlardan birisi. Yapılan devasa tesis ile ağaçlar kesilirken, özellikle yaz aylarında yoğun kullanımı doğanın tolere etmesi, kendini yenilemesi hesaplanmamış. Teleferik gezinti bölgesinin Bozdağ, Uludağ gibi bir bölgede yapılmadığı biliniyor, Bu nedenle hızla bozulması bekleniyor.

Ornaz vadisi, Akvadi, hatta Çamlık’da aynı anlayış hakim. Kısa vadeli doğadan yararlanım ön planda. Halka şirin gözükme ve projelerle yandaş sermaye gruplarına kaynak ayırma bu projelerin tümünde karşımıza çıkıyor.

Dahası bu projelere sessiz kalan ya da aracılık eden kamu kurumları da yapay çevrecilik anlayışı ile hareket ediyor. Yerel yönetimlerle benzer saiklerle hareket ediyorlar. ÇED, doğal SİT alanları, Tarihi SİT alanları, kültür varlıklarını koruma, doğal hayatı koruma vb. önemli olanaklar kullanılmıyor. Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne veya Orman İl Müdürlüğü, Çevre İl Müdürlüğü bünyesinde bir Tabiat Varlıkları Komisyonu vb. birçok kurum ‘duymadım, görmedim’ politikasına devam ediyor. (https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/organize-doga-tahribati-icin-cagri/), https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/maksatli-cevreciler-zeytin-yaylasinda-ne-istiyor/

8. TABİAT VARLIKLARI

Yaşamı kolaylaştıracak, turizm ve yerel kalkınmaya katkı, en çok da katma değer yaratma gerekçeleriyle yaşama geçirilen birçok projede tarihi, kültürel ve tabiat varlıklarını koruma es geçiliyor. İlk vazgeçilen bunlar oluyor. Bu konuda yapılacak yatırımlar gereksiz bile görülüyor olabilir. Denizli’de tarihi, kültürel ve tabiat varlıklarını korumaya yönelik çabalar neredeyse yok gibi, üstelik birçok projede bunlara, özellikle tabiat varlıklarına zarar vermektedir. Akdağ Tabiat Ormanı ve Gemiş Ardıç katliamı örnek olarak paylaşılacaktır. Honaz Tüneli Projesi, Honaz Dağı Milli Parkı doğal SİT alanı koruma mevzuatı yok sayılarak yaşama geçiriliyor. Milli Parklar bilindiği gibi 1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu tarafından korunuyor. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 2010 yılında aldığı 763 sayılı ilke kararı “Uzun devreli gelişme planı ilgili koruma bölge kurulunca uygun görülünceye kadar zorunlu alt yapı uygulamaları dışında, bitki örtüsünü, topografik yapıyı, silüet etkisini bozabilecek tahribata yönelik hiçbir inşai ve fiziki uygulamada bulunulamayacağı’nı hükme bağlamıştır. Yine aynı kurul 2007/728 sayılı ilke kararı ile “Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceği’’ şeklinde yaptırım getiriyor. Honaz Tüneli ile ilgili Kurulun kararının bulunmadığı iddiasına hala yanıt verilmemiş durumda. Orman ve Su İşleri Bakanlığı “Ege’nin Çatısı; Honaz Dağı Milli Parkı” başlıklı tanıtım yazısında “Honaz Dağı Milli Parkı ve civarında 964 bitki türü saptanmış olup, bunun 122’si Türkiye için endemiktir. Dünyada sadece Honaz Dağı’nda yetişen 3 adet bitki türü (ballıbaba, sığırkuyruğu, safran) tespit edilmiştir. Yaban hayatı açısından zenginlik içeren Honaz Dağı Milli Parkı’nda özellikle dağ keçisi yoğun olarak bulunmaktadır. Ayrıca yaban domuzu, tavşan, tilki, porsuk da bulunmaktadır. Honaz Dağı Milli Parkı’nda yerel ismi Dağ Anası olarak bilinen çok zehirli bir yılan türüne de rastlamak mümkündür.” diyor. Yine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 2016 yılı Çevre Durum Raporu’nda “Honaz Dağı hem Akdeniz hem de İran-Turan fitocoğrafik bölgesi bitkilerinin birlikte bulunduğu koruma önceliği olan bir bölgedir. Bu coğrafi konum nedeniyle Honaz Dağı’nın floristik zenginliği, çevresindeki diğer alanlara göre daha zengin durumda olup birçok endemik bitkinin yetiştiği ve özel iklim koşullarının etkili olduğu nadir alanlar arasında yer alır” diye paylaşıyor. Ayrıca bizzat Honaz Dağı Milli Parkı’nın korunması ile ilgili resmi kararlar var. “Honaz Dağı Milli Parkı, 21 Nisan 1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 95/6717 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 9.219 hektarlık alanda ilan edilmiştir. Honaz Dağı Milli Parkı’nın sınırları 29.04.1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı üzere, 3/4/1998 tarih ve 10945 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile genişletilmiş ve alanı 9.619 hektar olmuştur. 1995 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Uzun Devreli Gelişme Planı onaylanmıştır. Son 10 yılda milli park içerisine 2 WC, 1 büfe, çeşmeler, oyun grupları, enerji nakil hattı, halihazır imar planı yapılmış olup 2017 yılında çevre düzenlemesi ve projelendirme çalışmaları gerçekleştirilecektir. Honaz dağı Milli parkı UDG (Uzun Devreli Gelişme Planı); 03/09/2009 tarihinde DMP Genel Müdürlüğü’nce onaylanmıştır.” Tüm bu koruma mevzuatına karşı proje ile ilgili tabiat varlıklarının korunmasına yönelik çok sayıda soru hala yanıtsızdır. (https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/honaz-milli-parkinda-cevre-ihlali-var-mi/)

Denizli’de başta palmiye olmak üzere çok sayıda ağaç yol ve meydan yapımında katledildi. Bunların üzerinden çok zaman geçmemesine karşın ağaç katliamı devam etmektedir. Ormanlık alanları yok eden mermer ve taş ocağı maden sanayileri bu kez de Çardak Gemiş’deki asırlık ardıç ağaçlarını yok ediyor. Doğal varlıklar en son akla gelen ve vazgeçilen oluyor her zaman. Bu katliamda da yine doğa ve toplum yararını gözetmeyen ÇED raporu karşımıza çıkıyor. “ÇED gerekli değildir” kararı verilmiş. Asırlık ardıç ağaçları yerine parklara dikilen her yıl yenilenmesi gereken çiçekler gibi yeni ağaç dikilmesi sözü de verilmiştir, her zaman yapılan bu. Pervasızca yapılan bu açıklamalar ne yazık ki sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Karahayıt korumadan çıkartılıyor. “İzmir II numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 27.01.1993 tarihli ve 3008 sayılı kararı ile 1.Derece doğal sit alanı olarak tescil edilen, Denizli İli Pamukkale İlçesi Karahayıt Mahallesi sınırında bulunan Karahayıt Kırmızı Su Termal Havuzu Doğal Sit Alanı… doğal sit alanı tanımı ve niteliğine uygun olmadığı kanaati ile tescil edildiği tarihte alan içerisinde bulunan doğal su kaynağının, günümüzde bulunmamasından dolayı doğal sit olarak koruma statüsünün olmaması” önerilmiş ve “doğal sit alanı şerhinin kaldırılmasına yönelik” yazışmalar tamamlanmış durumda. Özetle doğal varlık miraslarına sahip çıkmamanın güncel bir örneği. (https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/denizli-petrol-sahasi-oluyor/)

9. TARİHİ VE KÜLTÜREL VARLIKLAR

Denizli’de, yıkım kültürü egemen hale gelmiş durumda. Ulu Cami ile başlayan süreç, Kız Meslek Lisesi ile devam etti ve şimdi otopark haline geldi. Ne elde ettik, neden yıktık, gerekçelere bir yararı oldu mu? Yoksa başka saikler mi vardır? Endüstri Meslek Lisesi, Denizli Lisesi de sırada bekliyor. (https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/denizli-yasar-tok-eskiyi-yikma-zihniyeti/) Yıkım kültürü, belleksizleştirme politikaları ile yıkılan Kız Meslek Lisesi’nin ardından şimdi de Endüstri Meslek Lisesi’nin taş atölyeleri üzerinden Denizli Müzesi ile yeniden gündemleştirilmiş durumda. Cumhuriyet dönemi belleği açısından önemli bir yapı Endüstri Meslek Lisesi’nin taş atölyeleri. Taş atölyelerin yanında diğer tescilli ve korunmaya değer yapılar olan Hükümet Konağı, Ulu Cami (ne yazık ki yıkıldı), Germiyan Hamamı ve Etnografya Müzesi koruma alanında yapılardır. Bir türlü yapılamayan Denizli Müzesi, 2000’lerde başlayan tartışma 2012 yılında hızlanmış, 2013’de hızla 1990’larda Pamukkale beldesinde Hierapolis yakınında planlanan yer unutturulmuş, kentin merkezinde yapılması gündemleştirilmiş ve Endüstri Meslek Lisesi’nin taş atölyelerinin yıkılması da projeye dahil edilmeye çalışmıştır.

Zorlu A.Ş. tarafından üstlenilen müze yapımının projesinde Endüstri Meslek Lisesi’nin taş atölyelerinin yıkılması da yer almıştı. Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu hızlı hazırlanan bir raporla (2 gün içinde 5 Aralık 2013 tarihinde) taş atölyelerin yıkılmasında beis görmemiş, koruma kararı kaldırılmış, kültürel varlık olarak görülmemişti. TMMOB direniş göstermişti ve kararı mahkemeye taşımıştı. Oda davayı kazanmış, taş atölyelerinin korunması kararı alınmış, karar 2018 yaz başında Danıştay tarafından da onanmıştı. Yeni plan çıkartılmış, Danıştay kararına itiraz edilmiş durumda, halen dava devam etmektedir. Bu arada Zorlu A.Ş. müze yapımından vazgeçmiş (JES’ler ile ilgili alacaklarını aldığı için deniyor), proje Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından üstlenilmiştir. Eski Öğretmen Evi arsasından başlayıp, Kız Meslek Lisesi arsasını da içine alan 52 bin metrekarelik yeni projede çok yönlü turizm ve müze alanı öngörülüyor. Lise arazisi kent meydanı oluyor, Endüstri Meslek Lisesi’nin taş atölyeleri kent müzesi oluyor, etnografya ve oluşturulacak diğer yerel müzelerde kompleks içinde yer alacak. Belediyenin ukdesinde Kız Meslek Lisesi arazisinden belediyenin tasarruf etmesi, kompleks içinde meydan ve müzeler için ayrılan payın belirsizliği, müze için kentin merkezinin uygun olup olmadığı, düşünülen yerin ziyaretçilerin kapasitesini taşıyıp taşıyamayacağı, hala yerin yeniden Pamukkale beldesine taşınma olasılığı gündeme gelebilir mi vb. sorular varlığını sürdürüyor. Dahası yerel demokrasi için olmazsa olmaz olan karar sürecine toplumun katılımı ne yazık ki hala yok. Meslek odaları, STK’lar, esnaf, halk vb. yeni projenin karar alma sürecine katılmıyor. Mahkemelerle ancak kendini dinletebiliyor. Bu müze projenin kapsamında yıkıcı, belleksizleştirici ve sermaye ile işbirliği ve toplumun dışarıda tutulması bizler için yol gösterici. Yerel yönetimler için aday olanlara soruyoruz Denizli Müzesi örneğinde olduğu gibi kültürel ve tabiat varlıklarının korunmasında toplumu karar alma sürecine nasıl katacaksınız, bunun için ne tür mekanizmalar kuracaksınız? Yoksa tek adam rejimi devam mı edecek? ( https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/denizlinin-muzesi-neden-yok/ , https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/orta-yere-louvre-gibi-bir-sey/ , https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/costum-iki-muze-olsun/ , https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/eml-tas-atolyeler-davasi/ , https://www.denizlihaber.com/yazarlar/denizli-muzesi-nasil-nerede-olmali/ )

Tripolis, Hierapolis, Laodikya, Colassea vb. antik kentlerimize sahip çıkılmamakta, gerekli özen gösterilmemekte, kültürel geçmişine saygı duyulmamaktadır. Tekçi, muhafazakâr dünya görüşü dayatmasının izlerini turizmde görebiliyoruz. Gelen turistlerin dünya görüşlerini, tercihlerini yok sayan düzenlemelere imza atıyoruz, alkol yasağı gibi… Denizli Valiliği’nin müjdesi ile Hieropolis’e yapılan yakın tarihli bir gezi yazısında, bu tür yapılara ilgisizliği gözler önüne sermiş durumda… Pamukkale hem doğa hem de tarihsel, kültürel varlıklar anlamında oldukça heyecan verici bir yerleşim yeri, doğal ve tarihsel miras…Bu ziyarette listelenen sorunlar hayli kabarık; Information (Danışma) merkezinin yokluğu, Bakanlık işletmesi DÖSİM tarafından yapılan tanıtımın yetersizliği, üzerindeki yazıları silinmiş tanıtım levhaları, Cehennem Kapısı’nın girişine yapılan düzenleme ile sınırlı kalınmış bakım çalışmaları, ‘turistik hafriyata’ dönüşen görünüm, çöken antik havuza el atılmaması, yeni buluntulara yer vermeyen müze vb. hak ettiği ilgiyi görmeyen tarihi, kültürel ve doğa varlıklarımız. Ne mirasa sahip çıkma ne de turizm adına hak edilemeyen bir ilgi. Gelen yüzbinlerce turiste de saygısızlık… ( https://www.denizlihaber.com/yazarlar/yasar-tok/pamukkaleye-gittim-gordum-uzuldum/ )

10. MADEN VE MERMER OCAKLARI

2004’te yürürlüğe giren Maden Yasası’ndaki değişikliklerle; maden aramak için ÇED raporu zorunluluğu kaldırılmış ve maden arama ruhsatıyla madenin %10’unu işletme hakkı tanınmıştır. Maden alanı üzerinde ve alana ulaşmak için açılan yollarda ormanlar ve birçok koruma altındaki doğal alan yok edilmiştir. İşletme için ruhsat ve ÇED raporu alma süreleri, bu işin gerçek anlamda araştırılarak yapılmasını olanaksız olacak biçimde kısaltılmıştır. Birçok maden işletmesi ve taş ocakları için “ÇED gerekli değildir” belgesi düzenlenerek ruhsat verilmiştir. Denizli’nin dağları ve tepeleri mermer ocakları ve maden çıkartma adına pervasızca yok edilmiştir. Bedeli doğaya, tarım alanlarına, bitki-hayvan ve insan sağlığına olmuştur.

11. YABAN HAYATI YOK ETME

Bir yandan kent içinde sokak hayvanlarına yönelik çalışmalar yürütüyoruz öte yandan yaban hayatı koruma adına adım atmıyoruz. Dahası kentsel dönüşüm ve rekreasyon çalışmaları adına ormanları ve yaban hayvanlarının yaşam alanlarını yok ediyoruz. Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve su haklarını gasp ediyoruz. İşin özü bu. Gerek yerel gerek merkezi yönetim yaban hayatı korumayı bir türlü öncelik haline getirmiyor. Birçok örnek verebiliriz: Seyir Tepesi projesi, Ornaz vadisi, Honaz Tüneli vb.

Denizli ve yakın çevresi yaban hayvanları için oldukça zengin bir bölge olup binlerce bitki ve kuş türü için endemik doğa özelliklerine sahip. Bununla birlikte buraları korumaya yönelik gerekli çalışmalar oldukça yetersiz. Dahası bu yaşam alanlarını bir bir yok ediyoruz. Çürüksu vadisi en görüneni… Bir de görünmeyen, sessiz sessiz yok olmayı bekleyenler var. Acıgöl, Işıklı Gölü, Süleymanlı Gölü gibi. Acıgöl, koruma önceliği ‘acil’ olarak belirtilen yaban hayatı geliştirme sahasıdır. Acıgöl birçok kuş türü için üreme, göç ve kış dönemlerinde önemli bir sulak alandır. Göl ülkemize endemik, iki içsu balığı türü için önemlidir. Alan üzerindeki en ciddi tehdit, alanın su rejimine yapılan müdahalelerdir. Geçmişte yapılan barajlar, pompalama faaliyetleri, tahliye kanalları gibi projelerle gölün su seviyesi büyük ölçüde düşürülmüş ve sulak alan habitatları kuruyarak küçülmeye başlamıştır. Gölün batısında yapımı planlanan Beylerli Barajı, 13.620 hektar alanın daha kurutularak tarıma açılmasını hedeflemektedir. Bu proje ile geniş tuzcul bozkır habitatları yok olma tehdidi altındadır. Bölgedeki tuz üretim tesislerinin göle pompaladıkları su nedeniyle sulak alanın seviyesi yapay olarak dalgalanmaktadır. Alandan geçmesi planlanan Denizli-Burdur-Antalya karayolu alandaki bitki türlerini tehdit etmektedir. (https://www.dogadernegi.org/acigol/). Acıgöl, kuraklıktan büyük oranda etkilenmiştir. 16 bin 500 hektar alana sahip, dağlardan gelen yağmur ve kar suları, kaynak suları ve Kocaçay Deresi’nin sularıyla beslenen Acıgöl’de sular iyice çekilmiş, başta flamingolar olmak üzere çok sayıda kuş türü bölgeyi terk etmiştir. Kuraklığın yanı sıra civardaki yerleşim alanlarında içme ve sulama amaçlı kuyuların sayısının hızla artması, yeraltı su seviyesini düşürmüş, yer altından fütursuzca su çekilmiştir. Gölün temel kaynağı Pamukkale- Kaklık- Dazkırı fayından gelen dip suyu azalmıştır. İki yıl öncesine kadar 235 kuş türünü barındıran ve Kuş Cenneti’ni andıran Acıgöl için tehlike çanları çalıyor. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/acigolde-tehlike-canlari-9867186 )

Yaban hayatı geliştirme sahası olan Beylerli Gölü ve Acıgöl’de suyun azalması, kuşların bölgeyi terk etmesine yol açmıştır. Acıgöl’de geçtiğimiz yıllarda 6-7 bin arası kuş tespit edilirken bu sayı 2 bine kadar gerilemiştir. Dahası flamingoların yuvası olan Acıgöl’de ancak 57 flamingo tespit edilebilmiştir. Işıklı Gölü’nde de 40 bin civarında olan kuş sayısı, 20 binlere düşmüştür. Üstelik bu kuşların 17 bini Sakarmeke kuşu olup bu kuş türünün artması ve diğer kuşların azalması, gölün sığlaştığının, kirlendiğinin ve acil önlem alınması gerektiğinin habercisi… ( http://www.abccevre.com/kus-turleri-tehlikede.html )

Işıklı Gölü’nde kuşların (101 kuş türü) korunak ve üreme alanı olarak kullandığı sazlıklara büyük zarar verilmiştir. Sazlar kesilerek tahrip edilmiş, kuşların üreme alanlarına zarar verilmiştir. Yuvalama alanı bulamayan kuşlar da gölü terk etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca bölgede yapılan gece ve gündüz avcılığı doğal hayatı olumsuz etkilemiştir. Kuşlara yaşam alanı bırakılmadığı için doğal denge bozulmuştur. Doğal alanlarda yaşam hakkı verilmeyen kuşlar bölgeyi terke zorlanmıştır. Ayrıca sadece Işıklı Gölü’nde görülen Elmabaş Patka kuşu nesli de ciddi tehlike yaşamaktadır. Işıklı için bir an önce harekete geçilmelidir. (https://www.emlaktasondakika.com/haber/kent-bolge-haberleri/denizli-civrildeki-isikli-gol-icin-yetkililer-alarm-verdi/317 (http://www.abccevre.com/kus-turleri-tehlikede.html)

Bir yandan küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine bağlı kuraklık öte yandan bir avuç patronun kar hırsı (endüstriyel su kullanımı) ve küçük üreticinin gününü kurtarma çabası nedeniyle açtıkları yüzlerce kuyu yüzünden bu göllerin suları sürekli azalıyor. Azalan su bitkiler için tehdit özelliği taşıyor. Bunlara sazlıkların kesilmesi, kontrolsüz yapılan avcılığı da eklediğimizde endemik türleri ellerimizle yok ediyoruz. Yerel yönetimler için yaban hayatı koruma öncelikli konular arasına girmelidir, yapay çevrecilik için ayrılan kaynaklar bu amaçla çok daha kalıcı bir ekolojik çalışma için kullanılabilir.

12. UYGUNSUZ YAPILAN ÇED’LER – KAMUSAL DENETİMSİZLİK

Çevre etki değerlendirme (ÇED) sürecinde ne yazık ki toplum katılımı nitelikli bir şekilde gerçekleştirilmiyor. Halkın katılımı, toplantılar ya hiç duyurulmuyor ya da çok az okunan birkaç gazetede yayınlanarak gözlerden kaçırılmak isteniyor. Halk sadece bilgilendirme adına toplanıyor, ÇED katılım toplantıları yapılmış gösteriliyor. Devasa tesislerin ÇED raporları ısmarlama, kopyalama şeklinde kısa sürelerle özel sektörlerce yapılıyor. ÇED’in kümülatif yapılması gerçeği yok sayılıyor. Doğanın, ormanın, nehirlerin, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının, büyük ovaların, zeytin-incir-üzüm gibi değerli tarımsal ürünlerin, doğal sit alanlarının, tarihi sit alanlarının, kültürel varlıkların, sosyal çevrenin korunması ne yazık ki dikkate alınmıyor. Her şeyin ötesinde yöre halkının sağlığı, geçimi yok sayılıyor. Tarım yerine enerji-maden vb. adına katma değer sağlama ön planda tutuluyor. Küçük üretici değil, büyük sermaye grupları tercih ediliyor. Geleceği gören bir planlama değil, günü kurtarma telaşı peşinden koşuluyor. Toprak, su, gıda gibi gelecek için büyük değerlere sahip yapılar kısa sürede yok ediliyor. Acele kamulaştırma politikaları ile halk çaresiz bırakılıyor. Dahası kamu kurumları ilgi alanındaki sorunlara, alınması gereken önlemlere karşı gerekli özeni göstermiyor, yapılmış birçok bilimsel çalışma yok sayılıyor. Gerekli incelemeler yapılmıyor.  Tesisler kurulduktan sonra denetimleri düzenli bir şekilde yapılmıyor, yaptırımlar uygulanmıyor. Meslek örgütleri, doğa dernekleri sürece dahil edilmiyor, uyarıları görmezden geliniyor. Halkı bilgilendirme, doğa gönüllüsü ve yaşam alanı savunucuları haline getirme çalışmaları engelleniyor. Doğasına sahip çıkan halka karşı kolluk güçleri baskı uyguluyor. Yerel yönetimler, yerel yöneticiler ise sorumlulukları bir yana bırakarak katma değer (rant) uğruna bu sürecin kolaylaştırıcılığına soyunuyor. Şirketler adına güvence verebiliyor.

EKOLOJİK BİR KENT OLARAK DENİZLİ

Denizli Büyük Menderes İnisiyatifi olarak kent ve kır ayrımını ortadan kaldıran ‘yaşam alanları’ perspektifini savunuyor, BileşenimiziYaşam alanlarını ve doğayı savunan, çoğulcu, eşitlikçi, ortaklaşan, üreten, paylaşan, dayanışan doğa, toplum ve birey yararını esas alan ve özneleşen etik insan birliği” olarak tanımlıyoruz.

Doğayı esas alan, insanı doğanın parçası olarak gören yerel yönetim perspektifini savunuyoruz. Ekolojik bir yerel yönetim:

  • Tarım ve gıda politikalarında kendi kendine yetebilmeyi esas alır.
  • Bağımlılıklardan kurtulmaya çalışır. Geçimlik tarımsal üretimi esas alır, kooperatif-küçük üreticileri destekler. Tohum takası ile hem yerli çiftçileri destekler hem de doğasına sahip çıkar. Organik tarımın gelişimini önceler.
  • Yatırımlarda, bütçe kullanımında tarımı önceler.
  • Büyük Menderes nehri yakınındaki köylü ve küçük üreticinin kadim haklarından olan suyun ücretsiz kullanımını savunur.
  • Toplumun gıda güvencesinin sağlanmasını esas alır. Bu amaçla toplu mutfaklar, tanzim satış gibi kolektif çalışmaları yürütür ve destekler.
  • Gıda güvenliğine yönelik kamusal ve toplumsal denetim mekanizmalarını işletir. Gıda katkı maddeleri, GDO, hormon, tarım ilacı kalıntıları vb. ile mücadele eder.
  • Toplumun akan çeşmesinden su içmesini ilke olarak benimser. Suyun temiz ve sağlıklı olmasının sağlanması ve sürdürülmesini öncelikler
  • Ortak yaşam alanları-varlıklarını ve jeolojik miraslara sahip çıkar ve korur
  • Tüm toplumun ortak yaşam alanları ve varlıklarına sahip çıkar. Bu müştereklerde tüm toplumun söz sahibi olduğunu hem bugünümüz hem de geleceğimiz için korunması ve geliştirilmesi gerektiğini bilir. Bunlar; su, nehirler, ormanlar-koruluklar, meralar, yeraltı ve yerüstü varlıklar, meydanlar-sokaklar, parklar, kamu mülkleri, kent toprakları vb.
  • Tüm bunların dışında yeni ortak yaşam alanları üretimini de önceler.
  • Denizli için önemli jeolojik miraslar olan Pamukkale, Karahayıt, Kaklık Mağarası, Keloğlan Mağarası, Kısık Kanyonu, Güney Şelalesi, Yenicekent Kamara Kaplıcaları, Tekkehamam, Kızıldere, Honaz Pınarbaşı, Antik travertenler ve mermer ocaklarına sahip çıkar ve korur.

Denizli’nin havasına, toprağına, suyuna, geçmişine, bugününe ve geleceğine sahip çıkıyoruz. Bizi var eden doğaya saygılı, ekolojik bir kentin yolunun doğa ve toplum yararını esas alan kent (yaşam alanı) politikalarından geçtiğini düşünüyoruz. Kentin planının hazırlanmasında, bütçenin belirlenmesinde doğa ve toplum yararı ilkesi ile hareket edilmesini benimsiyoruz. Kent ulaşımından, konut sorununa; planlamasından, düzenleme ortaklık payına; altyapısından, engelli vatandaşlar için projelere kadar bir bütün halinde ele alınmalıdır. Kentsel dönüşümü bölüşüm değil de yerinde dönüşüme evirdiğimiz zaman; ulaşımı, otomobil bazlı bir ulaşım yerine sağlıklı bir toplu taşımaya çevirdiğimiz zaman; çevre sorunlarına önem verdiğimiz zaman; yeşil alanlarımızı vadilerimizi imara açtırmadığımız zaman; derelerimize HES yaptırmadığımız zaman; bereketli topraklarımızı bir avuç sermayeye peşkeş çekip JES’ler, TES’ler yaptırmadığımız zaman sağlıklı bir kente kavuşabiliriz. Bu anlamda gücümüzün yettiğince Denizli yaşama alanı savunucuları, doğa gönüllüleri olarak bu ilkeye uygun davranılıp, davranılmadığının izleyicisi, denetleyicisi olacağız. Ekolojik bir kent, ancak yerel demokrasi ile inşa edilebilir. Tabandan başlayan toplum katılımının önü bir an önce açılmalıdır. Kent sakinlerinin yerel yönetimlere katılımı için sokakların, mahallelerin örgütlenmesi, bir araya gelmesi bir zorunluluktur. Toplumun kentin yönetimlerine her düzeyde katılmasının mekanizmaları bir an önce yaratılmalıdır. Ekolojik bir kent, örgütlü ve demokratik bir kenttir.

Büyük Menderes İnisiyatifi Denizli Bileşeni olarak tüm kentsel (yaşam alanı) hizmetlerin doğa ve toplum yararına ele alındığı; barınma, eğitim, sağlık, kültür hizmetlerinin eşitlikçi yaklaşımlarla çözüldüğü; enerji, çevre ve gıda politikalarının belirlenmesinde doğa ve toplum yararının esas alındığı; doğayla ve tarihle barışık; sağlıklı bir Denizli, Menderes Havzası’nı önümüze koyuyoruz.

Büyük Menderes İnisiyatifi

Denizli Bileşeni

YEREL SEÇİM ADAYLARINA EKOLOJİK YÖNETİM ÇAĞRISI

Kentimizde ciddi ekolojik tahribatlar yaşanmaktadır. İlimizin her ayrı bölgesinde sermaye ve rant adına doğa hakkı ihlalleri gerçekleşmektedir. Büyük Menderes nehri her geçen gün daha fazla kirlenmektedir. Sulanan topraklarda tarım yapılamaz hale gelmekte yetiştirilen gıdalar kirlenmektedir. Endüstriyel atıklar, kentsel atıklar ve kanalizasyon sorunları, tarım ilaçları gibi etkenler sularımızı/besinlerimizi zehirlemektedir. Dahası Sarayköy ve çevresine yapılan onlarca Jeotermal Enerji Santrali’nin (JES) havaya saldığı zararlı atıklar (H2S, CO2 vb.), doğrudan B. Menderes’e deşarj edilen veya yüzeysel yapılan re-enjeksiyona bağlı toprağa karışan akışkanlar (Bor, Arsenik, Kadmiyum vb. ağır metaller) yeni kirlilik kaynakları olmuştur. Proje aşamasında olan Dinar Kömürlü Termik Santrali de B. Menderes’in hem suyunu kullanarak, hem sıcak suyu nehre deşarj ederek hem de havaya saldığı zararlı gazlar ve toz partikülleri ile B. Menderes Havzası için ciddi tehdittir. Tüm bunların sonucunda insan sağlığı ciddi tehdit altındadır.

Bir başka büyük sorun ‘Hava kirliliği’dir. Çevre Durum Raporu’nda (2018), Denizli’de birinci öncelikli çevre sorunu hava kirliliği olarak gösteriliyor. Kış sezonu ortalama PM10 değerlerinin hava kalitesi indeksine göre sınıflandırılması sonuçlarına göre “3-hassas” sınıfında olup en kirli iller arasında 7. sıradayız. Yıl içerisinde en fazla sayıda kirlilik limitinin aşıldığı yerler arasında ne yazık ki Denizli 5. sırada. Raporda, hava kirliliğine bağlı olarak kanser, felç, kalp yetmezliği, kalp krizi, koah, astım, çocuklarda akciğer bozuklukları yaşandığı rakamlarla sabitlenmiştir. Dahası çoğu gelişmiş ülkede yasaklanmış olan Kömürlü Termik Santralleri için yeni projelerin Denizli’de (Tavas/Avdan) yaşama geçirilmeye çalışıldığını da ekleyelim.

Altyapı çalışmaları bitmek bilmemiştir. Kentsel dönüşüm deyip kentimiz bir yıkım abidesine dönüştürülmüştür. İmar barışı büyük olumsuzluklar getirmiştir. Çarpık kentleşmenin sürekliliği anlamına gelen bu uygulama ile bütüncül planlama yok sayılmıştır. Birinci derecede deprem bölgesi olan ilimizde imar barışı uygulamaları ile toplum güvenliği ihlal edilmiştir.

Tarihi, kültürel ve tabiat varlıkları yok edilmektedir. Çamlık Seyir Tepesi rekreasyon alanı, Honaz tüneli, Zeytin yaylası, Teleferik projesi, Çardak-Gemiş’te mermer ve maden ocakları ile ormanlar katledilmiş, tarihi ardıç ağaçları dahi yok edilmiştir. Kültürel varlıklarımıza hürmet edilmemiş, kentin belleği silinmiştir. Daha önce yıkılan Cumba evler ve Ulucami’ye, Kız Meslek Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi Taş atölyeleri de eklenmiştir. Tripolis, Hierapolis, Laodikya, Colassea vb. antik kentlerimize sahip çıkılmamıştır.

Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve su hakları gasp edilmiştir. Kentsel dönüşüm ve rekreasyon çalışmaları (Seyir Tepesi projesi, Ornaz vadisi, Honaz Tüneli vb.) adına ormanları ve yaban hayvanlarının yaşam alanları yok edilmiştir. Endüstriyel atıklar, sazlıkların kesilmesi ve kontrolsüz avcılık ile Çürüksu vadisi, Acıgöl, Işıklı ve Süleymanlı göllerindeki yaban hayat yok edilmiştir.

Doğanın yaşam alanlarının savunucusu olan bizler doğayı esas almaktayız. Ekosistemi yok eden saldırılara karşı “Ekolojik Bir Yönetim” anlayışı için aşağıda yer alan ilkelere uyulması görüşündeyiz:

1-) Her türlü faaliyette doğa yararı esas alınmalıdır. Oluşabilecek tahribat ve yıkımların yaşanmaması için üstün çaba sarf edilmelidir. Toplumun kent yönetimine katılma mekanizmaları biran önce yaratılmalıdır.

2-) Kentin belleği yol göstericimizdir. Geçmiş kimliğimizi oluşturan değerlere sahip çıkılmalıdır. Tarihsel birikimlerimize, kültürel varlıklara; dil, din, inanç ve göreneklere sahip çıkılmalı, korunmalı ve geliştirilmelidir.

3-) Tarım ve gıda politikalarında kendi kendine yeterlik ilkesi esastır. Toplumun gıda güvencesi her zaman ön plandadır. Tarımsal alanda oluşan sorunların bertaraf edilmesi, doğru tarımsal tedbirlerin alınması, sulama sorunlarının giderilmesi hassasiyet gösterilecek konulardır. Bu alandaki enerji üretimi kaynaklı tehditlerin yok edilmesi için gayret gösterilmelidir.

4-) Ortak yaşam alanlarına sahip çıkılmalı, jeolojik miras korunmalıdır. Su, nehirler, ormanlar, koruluklar, meralar, yer altı-yer üstü varlıklara sahip çıkılmalıdır. Pamukkale, Karahayıt, Kaklık mağarası, Kısık kanyonu, Yenicekent kaplıcaları vb. jeolojik miraslar korunmalıdır.

5-) B. Menderes havzası üzerinde yaşanan her türlü kirliliğin engellenmesi için tüm hukuksal ve yasal yollar denenmelidir. Belediyeler kanalizasyon atıklarını nehre bırakmamalı, nehrin temizliği, havzanın doğasının korunması için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır. Özellikle JES ve HES`lerden kaynaklı doğa tahribatı tarımın ve insan sağlığının büyük tehdit unsurudur. Bu konuda her türlü bilimsel çalışmalar yapılmalıdır.

Kentsel dönüşümü, rant ve bölüşüm olarak görmeyen, toplu taşımacılığı her zaman önceleyen, çevre sorunlarına azami duyarlı olan, yeşil alanları ve vadileri imara açtırmayan bir anlayışta olmalıyız.

Doğaya saygılı ekolojik bir kentin yolu, doğa ve toplum yararını esas alan politikalardan geçmelidir.

Büyük Menderes İnisiyatifi

Denizli Bileşeni

TAŞIMA SUYLA GÖLLER KORUNMAZ!


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Burdur mitinginde Burdur Gölüne su takviye etmek için söylediği “Büyük Menderes Nehri kaynaklarından su vereceğiz, böylece ülkemizin bir tabiat harikası olan Burdur Gölündeki su çekilmesini telafi edeceğiz.” şeklindeki açıklaması, 548 km’lik Büyük Menderes Nehri yakınındaki yerleşim yerlerinde yaşayan on binlerce köylüyü, çiftçiyi endişeye sevk etmiştir.

Sanırız sayın cumhurbaşkanına Burdur Gölünün suyunun çekilmesi ve kurumasına ilişkin yanlış bilgi verilmiş.

Burdur Gölünün suyunun çekilmesinin en büyük nedeni; gölün çevresinde yapılan çok sayıda gölet ve barajlar ile yine gölün çevresinde yapılan sulu tarımda köylülerin topraklarını sulamak için açılan yasal ve yasal olmayan binlerce su kuyularıdır. Burdur Gölü üzerinde çok değerli çalışmalar yapan bilim insanlarımızın büyük emekler sarf ederek ve çok çeşitli engellemeleri aşarak yaptıkları bu bilimsel sonuçları mutlaka dikkate almak gerekir. Göllerde suyu tutan ‘çanak’ çok önemlidir. Burdur Gölü çevresinde açılan çok sayıdaki taş ocağı, suyu tutan gölün doğal ekolojik yapısında hasarlar oluşturmaktadır. Bu da gölün suyunun yıllar içerisinde çekilmesine neden olmaktadır. Burdur Gölünün başlıca sorunları bunlardır ve yerinde çözülmelidir.

Gölü besleyen dereler, kaynaklar ve yeraltı suları özgür bırakılırsa, göl yakınlarına taş ocakları, barajlar ve göletler yapılmazsa Burdur Gölünün Büyük Menderesin kaynaklarına ihtiyacı olmayacaktır. Taşıma suyla göl dolmaz! Kaldı ki Büyük Menderesin kaynağının (Dinar Su Çıkan’ın) yakınlarında kurulması planlanan termik santral, nehrin suyunu zaten kurutacaktır. Nehirdeki su, 548 km’lik havza için şu an bile yeterli değildir. Nehrin suyu, işletmelerin ve yerleşim yerlerinin atıklarıyla büyük oranda kirlenmiş, tarım ve sulama için kullanılamaz duruma gelmiştir.

Yaklaşan yerel seçimler nedeniyle veya yanlış bilgilendirmeyle yapıldığını tahmin ettiğimiz bu açıklamada, Burdur Gölünün suyunun çekilmesinin Büyük Menderes Nehrinin kaynaklarıyla giderilmesi durumunu asla kabul edemeyiz. Büyük Menderes Havza İnisiyatifi, böylesi açıklamalar karşısında Büyük Menderes Nehrini korumaya ve doğanın ekolojik dengesini bozmaya yönelik her durumda gereken duyarlılığı göstermeye devam edecektir.

Büyük Menderes Havza İnisiyatifi

Afyon, Uşak, Denizli, Aydın Bileşenleri

‘Menderes Havzası Kirliliği ve Halk Sağlığı’ söyleşisi

‘Büyük Menderes Havza Kirlilik Sorunları’ bu kez ‘Halk Sağlığı’ açısından ele alındı.

“Menderes Havza Kirlilik Sorunları ve Halk Sağlığı” başlıklı söyleşi, Prof. Dr. Mehmet Zencir ve Uz. Dr. Metin Aydın’ın sunumlarıyla gerçekleşti.

TMMOB Mimarlar Odası Denizli Şubesi’nin ev sahipliğinde 15 Aralık Cumartesi günü saat 15.00’de Mimarlar Odası Toplantı Salonu’nda gerçekleşen söyleşiye çeşitli sivil toplum kuruluşu üyeleri, PAÜ’den öğretim elemanları, “Menderes Havzası İnisiyatifi” Denizli Bileşeni üyeleri ve doğa gönüllülerinin yanı sıra Aydın’dan Kızılcaköy’e yapılması gündemde olan Jeotermal Enerji Santrali’nin (JES) yapımına karşı mücadele eden kişiler de katıldı.

Dilek Koçoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen sunumların ilkinde Prof. Dr. Mehmet Zencir, ekolojik tahribatın erken ölümlere yol açtığına ve 2017 yılı itibarıyla 9 milyon kişinin bu nedenle erken yaşlarda yaşamını yitirdiğine dikkat çekti. Zencir, Menderes Havzası için hazırlanan eylem planının yaşama geçirilmediğini, 2010 ve 2016 planlarında anlamlı bir değişiklik olmadığının altını çizdi. Havza kirliğinin yaşamı tehdit ettiğini, yöre halkının havzaya sahip çıkması ve havzanın yeniden yaşanabilir hale gelmesi için çabalarını yoğunlaştırmasından başka yolun olmadığını vurguladı. Halkın baskısı olmadan şirketlerin, devletin ve belediyelerin adım atmayacağını söyleyerek sözlerini bitirdi.

İkinci olarak söz alan Uz. Dr. Metin Aydın ise özellikle Aydın il sınırlarında faaliyette olan JES’lerin bölgede hem insanlar hem de doğa üzerinde yapmış olduğu tahribatı çarpıcı istatistiklerle anlattı. Kanser oranının Aydın’da yıllara oranla artış kaydettiğini ve bunun JES’lerle doğrudan ilgisini aktardı. Son on beş yıl içinde bölgedeki insanlar ile yetiştirilen sebze ve meyvelerde yapılan gen incelemelerinde Aydın ilinde yüzde 58 oranında genetik bozulma saptandığını belirtti.

Sunumların bitiminde izleyicilerin soruları yanıtlandı ve karşılıklı görüşler dile getirildi. Etkinliğe Aydın’dan katılan konuklardan Aydın Efeler Belediyesi Meclis Üyesi Av. İsmail Türkbay, Kızılcaköy JES direnişine ilişkin gelişmeleri anlattı. Kızılcaköy’de hukuk mücadelesi ile halkın mücadele birlikteliğinin direnişte etkili olduğunu ve bu yüzden Hasköy’de yapılması planlanan JES için de aynı şekilde mücadele edilmesi gerektiğini, istendiğinde mücadeleye ilişkin hukuksal yardımda bulunabileceklerini vurguladı. Yine konuklardan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şubesi Başkanı Mahmut Nedim Barış da JES’lerin oluşturduğu yüksek bor, asitler, zehirli gazlar ve tuzlarla toprağı çölleştirdiğini ve böylece tarımın felç olduğunu, rekoltenin düştüğünü ve ürün kalitesinin bozulduğunu örneklerle açıkladı.

Etkinlik sonrası Menderes Havza İnisiyatifi Denizli Bileşeni üyeleri ve Aydın’dan gelen katılımcılardan oluşan bir grup, Sarayköy yakınındaki Hasköy’de yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) hakkında bilgilendirme yapmak üzere Hasköy’de köylülerle bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi.

Bu toplantıda da köylülere JES’lerin doğaya ve insanlara yaptığı tahribat ayrıntılı bir şekilde anlatıldı. Yine Tekkehamam-2 JES’nin kurulmasıyla anayasa başta olmak üzere, büyük ova, arazi ve toprak kullanımı, sulak alanlar, zeytin kanunu vb. birçok mevzuatın ihlal edildiği, Büyükşehir Belediyesi’nin de kamu yararına olmayan bu girişime onay vererek kamu suçu işlediği gündeme getirildi. Yarın (Salı günü) şirket tarafından yapılacak bilgilendirme toplantısında, halkın JES’e karşı direnmesi; sağlıklarına, tarım alanlarına, tüm canlılara ve bugüne ve geleceğe sahip çıkmaları gerektiği belirtildi. Halka rağmen JES’in yapılamayacağı, yapılanların da üretimlerinin durdurulması için girişimlerin biran önce başlatılması gerektiği vurgulandı.

Kaynak: ÖZGÜR DENİZLİ

“Büyük Menderes Havza Kirlilik Sorunları” konferansı

“Büyük Menderes Havza Kirlilik Sorunları” adlı söyleşi, PAÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Duran’ın sunumuyla gerçekleşti.

Denizli Barosu Başkanlığı’nın ev sahipliğinde 24 Kasım Cumartesi günü saat 17.00’de Denizli Barosu Staj Eğitim Salonu’nda gerçekleşen söyleşiye Denizli Baro Başkanı Müjdat İlhan ile baro üyesi avukatlar, Denizli, Çivril ve Dinar’dan çeşitli sivil toplum kuruluşu üyeleri, PAÜ’den öğretim elemanları, “Menderes Havzası İnisiyatifi” Denizli Bileşenleri üyeleri ve doğa gönüllüleri katıldı.

Denizli Baro Başkanı Müjdat İlhan yaptığı kısa konuşmasında böyle önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptıkları için mutlu olduklarını, baro bünyesinde oluşturulmuş olan çevre komisyonunca yapılacak olan çalışmaların takip edileceğini ve ayrıca “Menderes Havzası İnisiyatifi”nin çalışmalarını destekleyeceklerini söyledi.

Konuşmanın ardından söyleşiye geçildi. Prof. Dr. Mustafa Duran sunumunda Büyük Menderes nehrinin kirliliğine ilişkin yapmış olduğu çalışmaları anlattı. Duran, kirliliğin saptanmasına yönelik uyguladıkları ölçüm tekniğinin diğerlerine göre çok daha ekonomik bir şekilde yapılabildiğine dikkat çekti. Menderes nehrinin değişik bölgelerinden alınan su numunelerinde bulunan biyolojik canlıların birçok farklı değişken açısından değerlendirildiğinde nehrin kirliliğine ilişkin bir dizi veriyi saptayabildiklerini söyledi.

Menderes nehrinin farklı bölgelerindeki su seviyeleri hakkında da bilgi veren Duran, nehir üzerinde kurulmuş olan Adıgüzel ve Cindere barajlarının bu konudaki olumsuz etkilerinden bahsetti. Gözlemlerini bölgeden çektiği fotoğraflarla da sergileyen Duran sunumun sonunda kirliliğin önlenmesine yönelik çözüm önerilerini de sıraladı.

Sunumun bitiminde Prof. Dr. Mustafa Duran izleyicilerin sorularını yanıtladıktan sonra etkinlik sona erdi.

Etkinlik sonunda “Menderes Havzası İnisiyatifi” Denizli Bileşenleri’nce yapılan duyuruda, bir sonraki söyleşinin 15 Aralık’ta Dr. Metin Aydın ve Prof. Dr. Mehmet Zencir tarafından TMMOB Mimarlar Odası Denizli Şubesi’nde gerçekleştirileceğini açıklandı. Gelecek söyleşide Menderes Kirliliği ve Halk Sağlığı masaya yatırılacak. Yılın son toplantısının konusu Termik Santraller olacak. Bu etkinlik de 22 Aralık tarihinde TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Denizli Şubesi’nde gerçekleştirilecek.

Kaynak: ÖZGÜR DENİZLİ